20 Kasım 2025 Perşembe

yağmuru Allah yağdırır, Chemtrails şirktir





Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

"Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır. (Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin." Nûh Suresi 10-11

“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin” HUD Suresi 52

“Bulutları harekete geçirsin diye rüzgârları gönderen Allah’tır. Sonra O, bulutları gökyüzünde dilediği gibi yayar, bazan da parçalara ayırır; nihayet içinden yağmurun çıktığını görürsün. Onu dilediği kullarının üzerine yağdırınca da o kullar sevince boğulurlar.” Rûm Suresi 48. Ayet

“İnsanlar umutlarını büsbütün kaybetmişken yağmuru indiren ve rahmetini yayan da O’dur. O her türlü övgüye lâyık olan gerçek dost ve gözeticidir.” Şûrâ Sûresi 28. Ayet

“Yine de ki: “Bana şöyle de vahyedildi: ‘Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.” Cin Suresi 16-17

"O ülkelerin halkı, (elçilerin getirdiklerine kalpleri) îmân etmiş (peygamberlerini tasdik edip onlara uymuş) olsalar ve (ibâdetleri yaparak ve haramları terk ederek) gereği gibi sakınsalardı, elbette onların üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık (onlar için gökten yağmur yağdırır ve yerden bitkiler yeşertirdik). Fakat onlar, (elçilerini/peygamberlerini) yalanladılar. Biz de yaptıklarından (küfür ve günahlarından) dolayı onları helâk edici bir azapla cezâlandırdık." (A'râf Sûresi: 96)

“Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. “ Lokmân Suresi 34. Ayet Meali

Hz. Ömer’in şu hali, bu âyetleri nasıl anlamamız gerektiğini gösteren açık bir misaldir: Ömer (r.a.) bir defasında yağmur duasına çıktı. Geri dönünceye kadar bağışlanma dilemekten başka bir şey yapmadı. Yağmur yağınca, yanın­da bulunanlar: “Biz senin yağmur için dua ettiğini görmedik” dediler. O da: “Ben göğün yağmur gelen kapılarına vurdum” buyurmuş sonra da Nûh sûresi 10-12. âyetleri okumuştur. (Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 160)

Hasan Basri (r.h.)’in şu tavsiyeleri de dikkate değerdir: Rivayete göre meclisinde bulunan bir kişi, Hasan Basri (r.h.)’e kuraklıktan şikayet etti. Ona: “Al­lah’tan bağışlanma dile” dedi. Bir diğeri fakirlikten şikayet etti, ona da: “Al­lah’tan bağışlanma dile” dedi. Bir başkası: “Allah’a dua et de bana bir oğul ihsan etsin” dedi, ona da: “Allah’tan bağışlanma dile” dedi. Başka biri bahçesin­deki kuraklıktan ona şikayet etti, ona da: “Allah’tan bağışlanma dile” dedi. Böyle demesinin sebebi sorulunca da: “Ben kendiliğimden bir şey söylemedim” deyip yine bu âyetleri okumuştur. (Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 160)

İbn Abbas: "hiçbir yıl diğerinden daha fazla yağmurlu değildir. Ancak Allah yağmuru yıllar arasında dilediği şekilde yağdırır" dedi ve: "Gerçek şu ki, düşünüp öğüt alsınlar diye biz o yağmuru insanlar arasında çeşitli şekillerde evirip çevirmekteyiz. Ama yine de insanların pek çoğu inkar ve nankörlükte direnip durmaktadır." (Furkan Suresi 50) Ayetini okudu (hakim 3520)

“Andolsun ki (o yağmuru), öğüt almaları için onların arasında çevirdik durduk. Ancak insanların çoğu (anlamak ya da inanmak yerine) küfürde direttiler.” Furkân Suresi 50. Ayet

Gözlerimizin önünde cereyan eden harikulâde yağış sistemi, Allah’ın varlığını ve O’nun kâinatın tek Rabbi olduğunu vurgulamaktadır. Yağışın yıl boyu yeryüzünün çeşitli bölgelerine harika bir biçimde dağılımı; her zaman aynı yerin aynı miktar yağmuru almaması; bazan bir yerde kuraklık olurken, başka yerde normalden fazla veya az yağmur yağması; yağış miktarının sene sene dünyanın her tarafında değiştirmesi Âlim ve Hakim bir tanzim edicinin varlığını ispatlamaktadır. Fakat inatçı kâfirler bundan bir ders ve ibret almaz da, küfürlerinde, nankörlüklerinde diretir dururlar. Halbuki bu ilâhî hakîkat, Kur’an’da bu maksatla tekrar tekrar ifade edilmektedir.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Hudeybiye'de, bize geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazı kıldırdı. Namazı bitirince cemaate doğru dönüp: «Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sorunca, oradakiler: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu karşılığı verdi: «Allah şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana iman etmiş ve bir kısmı da inkar etmiş olarak sabahladı. Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı diyen bana iman etmiş, yıldızları da inkâr etmiş olarak sabahladı. Ancak; falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı diyen kimse ise beni inkâr etmiş ve yıldıza iman etmiş olarak sabahladı.» [Sahih Hadis] - [Muttefekun Aleyh] - [صحيح البخاري - 846]

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: “Rabbiniz buyuruyor ki: Eğer kullarım Bana îcâb ettiği şekilde itaat etseler, Ben onlara yağmuru (dahi) gece yağdırırım, gündüz de üzerlerine güneşi doğdururum. Onlara ayrıca gök gürleme sesini de duyurmam!” (Ahmed, II, 359)

3055-Resulullah (sav)'a yağmur kıtlığından şikayet edildi. Bunun üzerine bir minber getirilmesini söyledi. Musallaya minber kuruldu. Halka, oraya gidilecek gün tesbit edildi." Hz. Aişe devamla der ki: "Güneşin kızıllığı ufukta görülür, görülmez yola çıktı. Musallaya varıp minbere oturdu. Tekbir getirdi. Allah'a hamdetti. Sonra: "Sizler memleketinizin kuraklığa uğradığından, yağmurun normal yağma zamanında gelmeyip gecikmesinden şikayetlendiniz. Allah (celle celaluhu) kendisine dua etmenizi emrediyor. Duanıza icabet edeceğini vaadetti" buyurdular ve sonra şöyle dediler: "Hamd alemlerin Rabbine aittir ve Rahim'dir, ahiret gününün sahibidir. Allah'tan başka ilah yoktur. O dilediğini yapar. Ey Rabbimiz kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın. Sen zenginsin, biz fakiriz. Üzerimize yağmur indir, indirdiğini bize kuvvet ve güç kıl. Ecel zamanımıza kadar yetecek kıl!" Bunu söyledikten sonra ellerini kaldırdı. O kadar yukarı kaldırdı ki, koltuk altı beyazlığı göründü. Sonra sırtını halka dönderdi, elbisesini ters çevirdi, elleri bu sırada hep kalkmış vaziyette idi. Sonra tekrar halka yöneldi. Minberden indi ve iki rek'at namaz kıldı. Anında Allah bulut hasıl etti. Gök gürledi. Şimşek çaktı. Allah'ın izniyle yağmur başladı. Resulullah daha mescidine dönmeden seller aktı. Aleyhissalatu Vesselam, cemaatin sığınağa dönmekteki acelelerini gönülce azı dişleri görününceye kadar güldü. Ve: "Şehadet ederim ki, Allah her şeye kadirdir ve ben de Allah'ın kulu ve Resulüyüm" buyurdular. Ebu Davud, Salat 260;(1173);

Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına kuraklık ve kıtlık sebebiyle ağlayan kadınlar geldi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dua etti: “Ey Allah’ım! Bize hemen, geciktirmeden, faydalı, zararsız, bereketli, hazmı kolay ve imdadımıza yetişen bir yağmur ver.” Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi: −Bunun üzerine sema üzerlerine tabaklanıverdi. Yani: Sema kat kat bulutlarla kaplandı ve yağmur başladı. Ebu Davud 1169, Hâkim 1/327, Beyhaki 3/355

Hz. Enes anlatıyor: Hz. Ömer, kuraklık ve kıtlık olduğunda -halkla birlikte- yağmur duasına çıktığı her seferinde Hz. Abbas’ı vesile yapar ve şöyle dua ederdi ve hemen yağmur yağmaya başlardı: “Allah’ım! Biz daha önce Peygamberimizi vesile yaparak senden yağmur istiyorduk ve sen de bize yağmur veriyordun. Şimdi ise -Peygamberimiz aramızda yok- onun amcasını vesile kılarak senden yağmur istiyoruz, ne olur bize yağmur ver.” (Buharî, İstiska, 3).

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Bir toplum, mallarının zekâtını vermezse, mutlaka gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar da olmasaydı, tek damla yağmur bile yağmazdı." ("Kurtubî Tefsir"; c: 1, s: 418)

Süfyân’a: "Ey Ebu Abdillah! Bize dua etsen!" denilince. Süfyan-ı Sevri: "Günahları terk etmek, duadır" karşılığını verdi.

İstiska Namazı İle İlgili Konular

https://sahihhadisler.com/konu/detay/istiska-Namazi

"İnsanların kendi elleriyle işledikleri (günahlar) yüzünden karada ve denizde (kuraklık ve hastalıklar yaygınlaştığı için) düzen bozuldu.Allah, (yaptıkları) bazı amellerine karşılık onları cezâlandırır.Umulur ki onlar tevbe ederek Allah’a dönerler." (Rûm Sûresi: 41)

“Abdullah b. Ömer'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir: "Ey Muhâcirler topluluğu! Beş şey vardır ki, onlarla imtihan olunduğunuzda (o toplumdahiçbir hayır kalmamış demektir.) Siz hayatta iken onların ortaya çıkmasından Allah'a sığınırım. (Bu beş şey şunlardır:) l. Zina: Bir toplumda zina ortaya çıkar ve açıktan işlenecek bir hale gelirse, o toplumda mutlaka vebâ ve onlardan önce gelmiş-geçmiş hiçbir millette görülmeyen hastalıklar yayılır. 2. Ölçü ve tartıda hile: Bir toplum, ölçü ve tartıyı eksik yaparsa, o toplum mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve sultanın (yöneticinin) zulmüne uğrar. 3. Zekat vermemek: Bir toplum, mallarının zekâtını vermezse, mutlaka gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar da olmasaydı, tek damla yağmur bile yağmazdı. 4. Ahdin bozulması: Bir toplum, Allah ve Rasülünün ahdini bozarsa, (düşmanla yaptığı anlaşmayı ihlal ederse) Allah Teâlâ, kendilerinden olmayan bir düşmanı o topluma musallat eder ve ellerindeki (servet)lerin bir kısmını onlardan alırlar. 5. Allah'ın kitabı Kur'an ile hükmetmeyi terketmek:Bir toplumun liderleri (yöneticileri), Allah'ın kitabı Kur'an ile hükmetmeyi terk edip Allah'ın indirdiği hükümlerden işlerine gelenleri seçerlerse, Allah Teâlâ onları kendi aralarında savaştırır (onları birbirine düşürür)." (İbn-i Mâce; hadis no: 4155. Elbânî, "Sahih-i İbn-i Mâce"de 'hadis, hasendir' demiştir.)”

“Şüphe yok ki müreffeh hayat ve bol yağmur, bazı insanlar ve ümmetler için belâ ve istidrac olabilir. Nitekim batı ülkelerinde bu açıkça görülmektedir. Bu, onların nimetler konusunda varabilecekleri son noktadır ve bu güzellikler, dünya hayatında onlara erken verilmiş olabilir. Fakat bu nimetler, onların âhiretteki azaplarının artmasına sebep olacaktır.

Bir topluluğun veya ülkenin yağmurdan mahrum edilmesi, maddî sebepleri ne olursa olsun, ancak Allah Teâlâ'nın emriyle olur.”

yağmur yağması için ne yapmalıyız;

vatandaş: 1- tevbe etmek 2- dua etmek 3- duasının kabul olması için samimi ve elinden geldiğince Allah’ın emir ve yasaklarına uymak

devlet: 1- devleti adaletle yönetmek 2- haksız yere hapse atılanları serbest bırakmak (mazlumlar size beddua ederken işleriniz rast gitmez) 3- islam düşmanı kafirleri öven imamları görevden alın 4- islam’a hakaret edenlere ağır cezalar verin 5- islam’a karşıt olan kanunları düzeltin

yani özetle yağmur rahmettir, Allah izin verirse yağmur yağar

yağmur yağdırmak için Chemtrails gibi maddi sebeplere başvurmak aptallıktır, haddi aşmaktır, şirktir

yağmuru yağdıran Allah'tır.. küreselcilerin yaptıklarına bağlamayın. yağmuru başkasının yağdırdığına inanmak şirktir


Dua Ediyorum Neden Kabul Olmuyor?

https://bunlaridusun.blogspot.com/2020/10/dua-ediyorum-neden-kabul-olmuyor.html

30 Eylül 2025 Salı

Kabir Azabı vardır





Kabir azabı nedir? Kabir azabı var mıdır? Kabir azabı neden olur? Kabir azabını kimler çekecek? Kabir azabı ne zaman olur? Kabir azabı ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? Kabir azabı hakkında kısaca bilgi...

Duyu organları ve akıl yoluyla idrâk edilemeyen, ancak vahiy yoluyla sâbit olan gaybî mevzulardan biri de “kabir azâbı”dır. Kabir azâbı; Allâh’ın emirlerine uymayan insanın ölümünden kıyâmete kadar geçecek olan bekleme safhasında göreceği azaptır. Bazı hadîs-i şerîflerde bu azaptan, “kabir fitnesi” tâbiriyle de bahsolunmaktadır.

Nitekim Sa‘d ibn-i Ebî Vakkas’ın rivâyetine göre Resûlullah Efendimiz namazlardan sonra şu duâyı okuyarak Allâh’a sığınmışlardır:

“Allâh’ım! Korkaklıktan, cimrilikten Sana sığınırım. Erzel-i ömürden (ihtiyarlık bunamasından) Sana sığınırım. Dünya fitnesinden Sana sığınırım. Kabir fitnesinden Sana sığınırım.” (Buhârî, Cihâd 25, Deavât 37, 41, 44)

KABİR AZABI İLE İLGİLİ AYETLER

Kabir azâbıyla alâkalı olarak Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…O zâlimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara; «Haydi canlarınızı kurtarın! Allâh’a karşı doğru olmayanı söylemenizden ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirmenizden ötürü, bugün aşağılayıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız!» derken onların hâlini bir görsen!” (el-Enʻâm, 93)

“O zâlimlere, âhiret azâbından evvel başka bir azap daha vardır; lâkin pek çoğu bilmez.” (et-Tûr, 47)

“Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medîne halkından birtakım münâfıklar vardır ki, münâfıklıkta mahâret kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, Biz biliriz onları. Onlara iki kez azâb edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azâba itileceklerdir.” (et-Tevbe, 101)

Ehl-i sünnet âlimlerine göre; Firavun ve taraftarlarının sabah-akşam ateşe arz edileceğini, kıyâmet gününde de en şiddetli azâba mâruz bırakılacaklarını[1] ve Nuh kavminin suda boğulmasının ardından ateşe atıldığını[2] bildiren âyet-i kerîmeler, kabir azâbına âit delillerdendir.

KABİR AZABININ NEDENLERİ

Hadîs-i şerîflerde de; gıybet ve dedikodu yapmanın,[3] ölüye ağıtlar yakarak ağlamanın,[4] borçlu olarak ölmenin,[5] yalan söylemek, zinâ etmek, fâiz yemek ve içki içmek[6] gibi haram fiillerin, kabir azâbına sebep olduğu bildirilmektedir.

Hazret-i Âişe Vâlidemiz şöyle buyurmuştur:

“Resûlullah Efendimiz’in, namaz kılıp da kabir azâbından Allâh’a sığınmadığını hiç görmedim.” (Buhârî, Cenâiz, 87)

Ashâb-ı kirâmdan Ebû Cuhayfe, Berâ bin Âzib ve Ebû Eyyûb el-Ensârî şöyle buyurmuşlardır:

“Bir gün Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, Güneş battıktan sonra (Medîne hâricine) çıkmıştı. Bir ses işitti ve:

«‒Yahudîler, kabirlerinde azap görüyorlar.»” buyurdu. (Buhârî, Cenâiz, 88; Müslim, Cennet, 69)

Burada şöyle bir sual akla gelebilir:

“Biz kabrinde azap gören bir ölüde hiçbir iz ve emâre görmüyoruz! Meselâ o kabrinde nasıl oturtuluyor, kendisine nasıl suâl soruluyor ve bazılarına demirden bir çekiçle nasıl azap ediliyor?” Buna cevâben denilebilir ki:

“Bu aslâ imkânsız değildir. Zira dünyada da bunun bir benzeri vardır. Nitekim uyuyan kişi, rüyasında gördüğü şeylere göre lezzet veya elem duyar ama yanındaki kimse onun yaşadığı bu elem ve lezzetten hiçbir şey hissetmez. Aynı şekilde uyanık olan bir kişi, işittiği bir söz veya içinden geçen bir düşünce sebebiyle heyecan yahut üzüntü duyar ama yanındaki arkadaşı bunu müşâhede edemez.”[7]

KABİR AZABINI KİMLER ÇEKECEK?

Zeyd bin Sâbit anlatıyor:

“Resûlullah Efendimiz Neccâroğulları’na ait bir bahçede bulunuyordu. Katırının üzerindeydi. Biz de yanındaydık. Katır âniden ürktü, neredeyse Efendimiz’i sırtından yere atacaktı. Bir de baktık ki önümüzde altı, beş veya dört tane kabir var. Allah Resûlü:

«‒Bu kabirlerin sahiplerini kim biliyor?» diye sordular. Orada bulunan sahâbîlerden biri:

«‒Ben biliyorum!» deyince, Efendimiz:

«‒Ne zaman öldü onlar?» diye suâl ettiler. Sahâbî:

«‒Şirk devrinde öldüler.» dedi. Efendimiz:

«‒Bu ümmet, kabirlerinde iptilâya mâruz kalacak (hesap ve azap görecek)! Birbirinizi defnetmeyeceğinizden korkmasaydım, işitmekte olduğum kabir azâbını size de duyurması için Allâh’a duâ ederdim!» buyurdular. Sonra mübârek yüzüyle bize dönüp:

«‒Cehennem azâbından Allâh’a sığının!» buyurdular. Ashâb-ı kirâm:

«–Cehennem azâbından Allâh’a sığınırız!” dediler. Allah Resûlü:

«‒Kabir azâbından Allâh’a sığının!» buyurdular. Ashâb-ı kirâm:

«–Kabir azâbından Allâh’a sığınırız!» dediler. Allah Resûlü:

«‒Fitnelerin açığından ve gizlisinden Allâh’a sığının!» buyurdular. Ashâb-ı kirâm:

«–Fitnelerin açığından ve gizlisinden Allâh’a sığınırız!» dediler. Allah Resûlü:

«‒Deccâl’in fitnesinden Allâh’a sığının!» buyurdular. Ashâb-ı kirâm:

«‒Deccâl’in fitnesinden Allâh’a sığınırız!» dediler.” (Müslim, Cennet, 67)

İbn-i Abbâs şöyle anlatır:

“Resûlullah Efendimiz Medîne-i Münevvere’nin bahçelerinden birinden çıktığı esnâda, kabirlerinde azap gören iki kişinin sesini işitti. Bunun üzerine:

«Bu ikisi, kendilerince büyük olmayan birer günah sebebiyle azap görüyorlar. Aslında günahları gerçekten büyük idi. Biri idrarından sakınmaz, diğeri de söz taşır, dedikodu yapardı.» buyurdular.

Sonra yaş bir hurma dalı istediler. Onu iki parçaya ayırıp, birini bir kabrin, diğerini de öbür kabrin başına diktiler ve:

«Kurumadıkları müddetçe azaplarının hafifletilmesi umulur.» buyurdular.” (Buhârî, Edeb 49, Vudû 55-56, Cenâiz 82)[8]

Sahâbeden Ebu’d-Derdâ’nın buyurduğu gibi:

“Ey kabir! Dışın ne kadar sessiz, fakat için ne dehşet verici korkularla dolu!..”

KABİR HERKESİ SIKAR MI?

Câbir bin Abdullah anlatıyor:

“Saʻd bin Muâz vefât ettiğinde Resûlullah ile beraber gittik. Peygamber Efendimiz cenâze namazını kıldırdıktan sonra Saʻd kabrine kondu ve üzeri toprakla örtülüp düzeltildi. Bundan sonra Resûlullah tesbihatta bulundu. Biz de O’nunla birlikte uzun müddet tesbihatta bulunduk. Sonra tekbir getirdi. Biz de tekbir getirdik. Daha sonra:

«‒Yâ Resûlâllah! Niçin tesbih ettiniz ve tekbir getirdiniz?» diye sorulunca:

«‒Allah ona genişlik verinceye kadar, kabir şu sâlih kulu sıktı da sıktı!» cevâbını verdiler.” (Ahmed, III, 360, 377)

İbn-i Abbas da şöyle nakleder:

“Saʻd bin Muâz defnedildiği gün Peygamber Efendimiz onun kabri başında otururken şöyle buyurdular:

«Kabrin fitnesinden veya suâlinden kurtulacak biri olsaydı, Saʻd bin Muâz kurtulurdu. Ancak kabir onu önce sıktı, sonra da Allah Teâlâ ona genişlik lûtfeyledi».” (Taberânî, el-Muʻcemu’l-Kebîr, X, 334; Heysemî, III, 46)

HANGİ GÜNAHIN KABİR AZABI NASIL OLUR?

Hangi günahın, kabirde kişiyi nasıl bir azâba dûçâr edeceğini beyân eden bir hadîs-i şerîfi, Semüre bin Cündeb şöyle rivâyet etmektedir:

Resûlullah Efendimiz ashâbına:

“Rüyâ göreniniz var mı?” diye sorup, “gördüm” diyenin rüyâsını, Allâh’ın dilediği şekilde tâbir ederlerdi. Bir sabah bize şöyle buyurdular:

“Bu gece rüyamda iki kişi (Cebrâîl ile Mîkâîl) gelerek beni kaldırdılar ve; «Haydi gidiyoruz.» dediler. Ben de onlarla beraber gittim. Yanı üzerine yatmış bir adamın yanına vardık. Başka biri de elinde kocaman bir kaya ile onun başında duruyordu. Kayayı, yatan adamın kafasına vurup eziyor, taş bir tarafa yuvarlanınca arkasından gidiyor ve taşı alıp getiriyordu. O gelinceye kadar diğerinin kafası da iyileşerek eski hâline geliyordu. Adam, önce yaptığını aynen tekrarlayarak yerde yatanın başını her defasında ezip duruyordu. Meleklere:

«–Sübhânallâh! Bunların hâli nedir?» dedim.

«–Yürü, yürü hele!» dediler. Yürüdük. Derken sırt üstü yatmış bir adamın yanına vardık. Başucunda da, elinde demir çengel bulunan bir başkası duruyordu. Bu adam, yatan kişinin bir tarafına geçip elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü tâ ensesine kadar yarıyor, sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını parçalarken diğer tarafı eski hâline geliyor, adam da sürekli aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben:

«–Sübhânallah! Bu hâl nedir?» dedim.

«–Hiç sorma, devam et!» dediler. Yürüdük. Fırın gibi bir yapıya vardık. Orada ne söylenildiği anlaşılamayan çığlıklar, feryatlar birbirine karışıyordu. O yapının içinde çıplak bir sürü erkek ve kadınların bulunduğunu anladık. Altlarından alevler yükseldikçe, onlar çığlık atıyor, feryat koparıyorlardı. Ben:

«–Bunlara ne oluyor?» dedim.

«–Yürü, yürü hele!» dediler. Yürüdük. Nihayet kandan bir nehre vardık. Nehrin içinde yüzen bir adam, kıyısında da yanına birçok taş yığmış başka bir adam vardı. Nehirdeki adam çıkmak isteyince, kıyıdaki onun ağzına bir taş atıyor ve onu yerine geri çeviriyordu. Çıkmak için kenara her gelişinde aynı şeyi yapıyor, ağzına taş atıyor, o da geri dönüyordu. Ben, yanımdaki iki kişiye:

«–Bu ikisinin hâli nedir?» dedim.

«–Hiç sorma, yürü hele!» dediler. Yürüdük. Çirkin bir adamın -gördüğünüz insanların en çirkini de diyebilirsiniz- yanına vardık. Adam, sürekli ateş yakıyor ve ateşin etrafında dolanıp duruyordu. Ben:

«–Bu adam kim?» dedim.

«–Yürü, yürü hele!» dediler. Yürüdük. İçinde baharın bütün çiçeklerinin bulunduğu geniş ve yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında gayet uzun boylu bir adam vardı. O kadar ki, göğe uzanan başını neredeyse göremeyecektim. Adamın etrafında, hayatımda hiç görmediğim kadar çok çocuk bulunuyordu. Ben:

«–Bu adam ve bu çocuklar kimlerdir?» dedim.

«–Yürü, yürü hele!» dediler. Yürüdük. Gide gide büyük bir ağaçlığa vardık ki, ben onun gibi güzel ve geniş bir ağaçlık görmüş değilim. Beni götürenler; «Gir oraya!» dediler. Birlikte girdik ve bir tuğlası altın, bir tuğlası gümüşten örülmüş bir şehirle karşılaştık. Şehrin kapısına varıp açılmasını istedik. Kapı açıldı, içeri girdik. Bizi, vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerinizin en güzeli, diğer tarafı da bugüne kadar gördüklerinizin en çirkini birtakım adamlar karşıladı. Yanımdaki iki kişi onlara:

«–Gidip şu nehre girin!» dediler. Bir de ne göreyim; suyu süt gibi bembeyaz, enine doğru akan bir nehir. Adamlar gidip nehre girdiler sonra çıkıp yanımıza geldiler. Çirkinlikleri tamamen gitmiş, hepsi de son derece güzelleşmişti. Beni götüren iki kişi:

«–Burası Adn Cenneti’dir, şurası da Sen’in konağındır.» dediler. Başımı kaldırıp baktım, bir de ne göreyim; beyaz buluta benzeyen bir köşk.

«–İşte burası Sen’indir.» dediler. Ben onlara:

«–Allah size büyük hayırlar ihsân eylesin, bırakınız da oraya gireyim.» dedim.

«–Hayır, şimdi değil! Sen oraya daha sonra gireceksin.» dediler. Bunun üzerine ben:

«–Bu gece boyunca hayret verici şeyler gördüm. Gördüklerimin mânâsı nedir?» dedim. Onlar da:

«–Anlatalım.» dediler:

«–İlk önce yanına vardığın, kafası taşla ezilen adam var ya; o, Kur’ân’ı öğrendiği hâlde terk eden ve uyuyarak farz namazın (bilhassa sabah namazının) vaktini geçiren kimsedir.

Avurdu, burnu ve gözleri demir çengelle yarılan adam, evinden çıkıp etrafa yalanlar yayan kişidir. (Diğer rivâyette şöyle buyrulur:

«O bir yalancı idi, dünyada devamlı yalan söylerdi. Onun yaydığı yalanlar âfâkı sarardı. İşte bu yalancı, kıyâmet gününe kadar bu şekilde azap görecektir.»)

Fırın içindeki çıplak erkek ve kadınlar, zinâ eden erkek ve kadınlardır. Nehirde yüzüp yüzüp de taş yutan adam, fâiz yiyen kişidir. Yanındaki ateşi sürekli yakarak etrafında dolaşıp duran çirkin görünüşlü kişi, Cehennem bekçisi Mâlik’tir.

Bahçedeki uzun boylu adam, Hazret-i İbrahim’dir. Etrafındaki çocuklar da İslâm fıtratı üzere ölen küçük yavrulardır.»” Müslümanlardan biri:

“–Ey Allâh’ın Resûlü! Müşrik çocukları da bunlara dâhil mi?” diye sordu. Resûlullah:

“–Müşriklerin çocukları da dâhildir.” buyurdu ve devam etti:

“–Vücutlarının yarısı güzel, yarısı çirkin olan adamlara gelince; bunlar, sâlih amellerin yanında kötü işler de yapan kimselerdir. (Ancak) Allah onları affetmiştir.” (Buhârî, Ta‘bîr 48, Cenâiz 93, Teheccüd 12, Büyû‘ 2, Cihâd 4, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiyâ 8, Tefsir 9/15, Edeb 69; Tirmizî, Rü’yâ, 10/2295)

Yani Allah Teâlâ, günahkâr kullarından dilediklerini affederek onlara azâb etmez veya bir müddet sonra azaplarını sona erdirebilir. Ancak müslüman, hiçbir zaman affedileceğinden emîn olamaz. Çünkü Cenâb-ı Hak, peygamberler dışında kimseye garanti vermemiştir. Bu sebeple kul, dâimâ tevbe ve istiğfar hâlinde bulunup günahlardan uzaklaşmaya ve sâlih amellerle hayır işlerine koşmaya gayret etmelidir.

HALİFEYİ HÜZÜNLENDİREN HADİSE

Meymûn bin Mihran anlatıyor:

Ömer bin Abdülazîz Hazretleri ile bir mezarlığa doğru gittik. Mezarları görünce hüzünlendi. Sonra bana dönerek:

“–Ey Meymûn! Bunlar atalarımın mezarlarıdır. Sanki dünyaya hiç karışmamışlar gibidir. Baksana, nasıl toprak altında kaldılar, mezarları eskidi, bedenlerini de toprak yedi bitirdi.” dedi. Ardından da nemli gözlerle bir mezara bakarak:

“–Vallâhi, şu mezara girip de azaptan emin olan kimseden daha büyük bir nîmete kavuşmuş bir kimse düşünemiyorum.” dedi. (İhyâ, IV, 868)

Dipnotlar:

[1] Bkz. el-Mü’min, 46. [2] Bkz. Nûh, 25. [3] Bkz. Müsned, I, 225; Buhârî, Cenâiz, 88. [4] Bkz. Buhârî, Cenâiz, 33; Müslim, Cenâiz, 16-28. [5] Bkz. İbn-i Mâce, Sadakat, 12. [6] Buhârî, Cenâiz 92, Tâbir 48. [7] Bkz. Tıybî, el-Kâşif an Hakāikı’s-Sünen, Mekke-i Mükerreme, 1417, II, 590. [8] Ayrıca bkz. Müslim, Tahâret, 111; Ebû Dâvûd, Tahâret, 11; Tirmizî, Tahâret, 53; Nesâî, Tahâret, 26; Cenâiz, 116; İbn-i Mâce, Tahâret, 26.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

https://www.islamveihsan.com/kabir-azabi.html

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: "Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murabıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz." Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 2,(1621), Ebu Davud, Cihad 16

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz namazda tahiyyâtı bitirdiği zaman, dört şeyden Allah’a sığınarak şöyle desin: Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l-kabr ve min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât ve min şerri fitneti’l-mesîhi’d-deccâl: Allahım, cehennem azâbından ve kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, kör deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım.” (Müslim, Mesâcid 128. Ayrıca bk. Müslim, Mesâcid 130-134; Ebû Dâvûd, Salât 149, 179; Nesâî, Sehv 64)

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: “Kabir ahiretin konaklamalarının ilkidir. Kişi ondan kurtulursa gerisi ondan kolaydır. Eğer kurtulmazsa ondan sonrası daha ağırdır.” (İbn Mâce, Zühd: 32)

Kabir Azabı ile alakalı hadisler

https://sahihhadisler.com/konu/detay/Kabir-azabi-var-midir