20 Kasım 2025 Perşembe

yağmuru Allah yağdırır, Chemtrails şirktir





Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

"Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır. (Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin." Nûh Suresi 10-11

“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin” HUD Suresi 52

“Bulutları harekete geçirsin diye rüzgârları gönderen Allah’tır. Sonra O, bulutları gökyüzünde dilediği gibi yayar, bazan da parçalara ayırır; nihayet içinden yağmurun çıktığını görürsün. Onu dilediği kullarının üzerine yağdırınca da o kullar sevince boğulurlar.” Rûm Suresi 48. Ayet

“İnsanlar umutlarını büsbütün kaybetmişken yağmuru indiren ve rahmetini yayan da O’dur. O her türlü övgüye lâyık olan gerçek dost ve gözeticidir.” Şûrâ Sûresi 28. Ayet

“Yine de ki: “Bana şöyle de vahyedildi: ‘Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.” Cin Suresi 16-17

"O ülkelerin halkı, (elçilerin getirdiklerine kalpleri) îmân etmiş (peygamberlerini tasdik edip onlara uymuş) olsalar ve (ibâdetleri yaparak ve haramları terk ederek) gereği gibi sakınsalardı, elbette onların üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık (onlar için gökten yağmur yağdırır ve yerden bitkiler yeşertirdik). Fakat onlar, (elçilerini/peygamberlerini) yalanladılar. Biz de yaptıklarından (küfür ve günahlarından) dolayı onları helâk edici bir azapla cezâlandırdık." (A'râf Sûresi: 96)

“Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır. “ Lokmân Suresi 34. Ayet Meali

Hz. Ömer’in şu hali, bu âyetleri nasıl anlamamız gerektiğini gösteren açık bir misaldir: Ömer (r.a.) bir defasında yağmur duasına çıktı. Geri dönünceye kadar bağışlanma dilemekten başka bir şey yapmadı. Yağmur yağınca, yanın­da bulunanlar: “Biz senin yağmur için dua ettiğini görmedik” dediler. O da: “Ben göğün yağmur gelen kapılarına vurdum” buyurmuş sonra da Nûh sûresi 10-12. âyetleri okumuştur. (Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 160)

Hasan Basri (r.h.)’in şu tavsiyeleri de dikkate değerdir: Rivayete göre meclisinde bulunan bir kişi, Hasan Basri (r.h.)’e kuraklıktan şikayet etti. Ona: “Al­lah’tan bağışlanma dile” dedi. Bir diğeri fakirlikten şikayet etti, ona da: “Al­lah’tan bağışlanma dile” dedi. Bir başkası: “Allah’a dua et de bana bir oğul ihsan etsin” dedi, ona da: “Allah’tan bağışlanma dile” dedi. Başka biri bahçesin­deki kuraklıktan ona şikayet etti, ona da: “Allah’tan bağışlanma dile” dedi. Böyle demesinin sebebi sorulunca da: “Ben kendiliğimden bir şey söylemedim” deyip yine bu âyetleri okumuştur. (Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 160)

İbn Abbas: "hiçbir yıl diğerinden daha fazla yağmurlu değildir. Ancak Allah yağmuru yıllar arasında dilediği şekilde yağdırır" dedi ve: "Gerçek şu ki, düşünüp öğüt alsınlar diye biz o yağmuru insanlar arasında çeşitli şekillerde evirip çevirmekteyiz. Ama yine de insanların pek çoğu inkar ve nankörlükte direnip durmaktadır." (Furkan Suresi 50) Ayetini okudu (hakim 3520)

“Andolsun ki (o yağmuru), öğüt almaları için onların arasında çevirdik durduk. Ancak insanların çoğu (anlamak ya da inanmak yerine) küfürde direttiler.” Furkân Suresi 50. Ayet

Gözlerimizin önünde cereyan eden harikulâde yağış sistemi, Allah’ın varlığını ve O’nun kâinatın tek Rabbi olduğunu vurgulamaktadır. Yağışın yıl boyu yeryüzünün çeşitli bölgelerine harika bir biçimde dağılımı; her zaman aynı yerin aynı miktar yağmuru almaması; bazan bir yerde kuraklık olurken, başka yerde normalden fazla veya az yağmur yağması; yağış miktarının sene sene dünyanın her tarafında değiştirmesi Âlim ve Hakim bir tanzim edicinin varlığını ispatlamaktadır. Fakat inatçı kâfirler bundan bir ders ve ibret almaz da, küfürlerinde, nankörlüklerinde diretir dururlar. Halbuki bu ilâhî hakîkat, Kur’an’da bu maksatla tekrar tekrar ifade edilmektedir.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Hudeybiye'de, bize geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazı kıldırdı. Namazı bitirince cemaate doğru dönüp: «Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sorunca, oradakiler: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu karşılığı verdi: «Allah şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana iman etmiş ve bir kısmı da inkar etmiş olarak sabahladı. Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı diyen bana iman etmiş, yıldızları da inkâr etmiş olarak sabahladı. Ancak; falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı diyen kimse ise beni inkâr etmiş ve yıldıza iman etmiş olarak sabahladı.» [Sahih Hadis] - [Muttefekun Aleyh] - [صحيح البخاري - 846]

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: “Rabbiniz buyuruyor ki: Eğer kullarım Bana îcâb ettiği şekilde itaat etseler, Ben onlara yağmuru (dahi) gece yağdırırım, gündüz de üzerlerine güneşi doğdururum. Onlara ayrıca gök gürleme sesini de duyurmam!” (Ahmed, II, 359)

3055-Resulullah (sav)'a yağmur kıtlığından şikayet edildi. Bunun üzerine bir minber getirilmesini söyledi. Musallaya minber kuruldu. Halka, oraya gidilecek gün tesbit edildi." Hz. Aişe devamla der ki: "Güneşin kızıllığı ufukta görülür, görülmez yola çıktı. Musallaya varıp minbere oturdu. Tekbir getirdi. Allah'a hamdetti. Sonra: "Sizler memleketinizin kuraklığa uğradığından, yağmurun normal yağma zamanında gelmeyip gecikmesinden şikayetlendiniz. Allah (celle celaluhu) kendisine dua etmenizi emrediyor. Duanıza icabet edeceğini vaadetti" buyurdular ve sonra şöyle dediler: "Hamd alemlerin Rabbine aittir ve Rahim'dir, ahiret gününün sahibidir. Allah'tan başka ilah yoktur. O dilediğini yapar. Ey Rabbimiz kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın. Sen zenginsin, biz fakiriz. Üzerimize yağmur indir, indirdiğini bize kuvvet ve güç kıl. Ecel zamanımıza kadar yetecek kıl!" Bunu söyledikten sonra ellerini kaldırdı. O kadar yukarı kaldırdı ki, koltuk altı beyazlığı göründü. Sonra sırtını halka dönderdi, elbisesini ters çevirdi, elleri bu sırada hep kalkmış vaziyette idi. Sonra tekrar halka yöneldi. Minberden indi ve iki rek'at namaz kıldı. Anında Allah bulut hasıl etti. Gök gürledi. Şimşek çaktı. Allah'ın izniyle yağmur başladı. Resulullah daha mescidine dönmeden seller aktı. Aleyhissalatu Vesselam, cemaatin sığınağa dönmekteki acelelerini gönülce azı dişleri görününceye kadar güldü. Ve: "Şehadet ederim ki, Allah her şeye kadirdir ve ben de Allah'ın kulu ve Resulüyüm" buyurdular. Ebu Davud, Salat 260;(1173);

Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına kuraklık ve kıtlık sebebiyle ağlayan kadınlar geldi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dua etti: “Ey Allah’ım! Bize hemen, geciktirmeden, faydalı, zararsız, bereketli, hazmı kolay ve imdadımıza yetişen bir yağmur ver.” Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi: −Bunun üzerine sema üzerlerine tabaklanıverdi. Yani: Sema kat kat bulutlarla kaplandı ve yağmur başladı. Ebu Davud 1169, Hâkim 1/327, Beyhaki 3/355

Hz. Enes anlatıyor: Hz. Ömer, kuraklık ve kıtlık olduğunda -halkla birlikte- yağmur duasına çıktığı her seferinde Hz. Abbas’ı vesile yapar ve şöyle dua ederdi ve hemen yağmur yağmaya başlardı: “Allah’ım! Biz daha önce Peygamberimizi vesile yaparak senden yağmur istiyorduk ve sen de bize yağmur veriyordun. Şimdi ise -Peygamberimiz aramızda yok- onun amcasını vesile kılarak senden yağmur istiyoruz, ne olur bize yağmur ver.” (Buharî, İstiska, 3).

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Bir toplum, mallarının zekâtını vermezse, mutlaka gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar da olmasaydı, tek damla yağmur bile yağmazdı." ("Kurtubî Tefsir"; c: 1, s: 418)

Süfyân’a: "Ey Ebu Abdillah! Bize dua etsen!" denilince. Süfyan-ı Sevri: "Günahları terk etmek, duadır" karşılığını verdi.

İstiska Namazı İle İlgili Konular

https://sahihhadisler.com/konu/detay/istiska-Namazi

"İnsanların kendi elleriyle işledikleri (günahlar) yüzünden karada ve denizde (kuraklık ve hastalıklar yaygınlaştığı için) düzen bozuldu.Allah, (yaptıkları) bazı amellerine karşılık onları cezâlandırır.Umulur ki onlar tevbe ederek Allah’a dönerler." (Rûm Sûresi: 41)

“Abdullah b. Ömer'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir: "Ey Muhâcirler topluluğu! Beş şey vardır ki, onlarla imtihan olunduğunuzda (o toplumdahiçbir hayır kalmamış demektir.) Siz hayatta iken onların ortaya çıkmasından Allah'a sığınırım. (Bu beş şey şunlardır:) l. Zina: Bir toplumda zina ortaya çıkar ve açıktan işlenecek bir hale gelirse, o toplumda mutlaka vebâ ve onlardan önce gelmiş-geçmiş hiçbir millette görülmeyen hastalıklar yayılır. 2. Ölçü ve tartıda hile: Bir toplum, ölçü ve tartıyı eksik yaparsa, o toplum mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve sultanın (yöneticinin) zulmüne uğrar. 3. Zekat vermemek: Bir toplum, mallarının zekâtını vermezse, mutlaka gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar da olmasaydı, tek damla yağmur bile yağmazdı. 4. Ahdin bozulması: Bir toplum, Allah ve Rasülünün ahdini bozarsa, (düşmanla yaptığı anlaşmayı ihlal ederse) Allah Teâlâ, kendilerinden olmayan bir düşmanı o topluma musallat eder ve ellerindeki (servet)lerin bir kısmını onlardan alırlar. 5. Allah'ın kitabı Kur'an ile hükmetmeyi terketmek:Bir toplumun liderleri (yöneticileri), Allah'ın kitabı Kur'an ile hükmetmeyi terk edip Allah'ın indirdiği hükümlerden işlerine gelenleri seçerlerse, Allah Teâlâ onları kendi aralarında savaştırır (onları birbirine düşürür)." (İbn-i Mâce; hadis no: 4155. Elbânî, "Sahih-i İbn-i Mâce"de 'hadis, hasendir' demiştir.)”

“Şüphe yok ki müreffeh hayat ve bol yağmur, bazı insanlar ve ümmetler için belâ ve istidrac olabilir. Nitekim batı ülkelerinde bu açıkça görülmektedir. Bu, onların nimetler konusunda varabilecekleri son noktadır ve bu güzellikler, dünya hayatında onlara erken verilmiş olabilir. Fakat bu nimetler, onların âhiretteki azaplarının artmasına sebep olacaktır.

Bir topluluğun veya ülkenin yağmurdan mahrum edilmesi, maddî sebepleri ne olursa olsun, ancak Allah Teâlâ'nın emriyle olur.”

yağmur yağması için ne yapmalıyız;

vatandaş: 1- tevbe etmek 2- dua etmek 3- duasının kabul olması için samimi ve elinden geldiğince Allah’ın emir ve yasaklarına uymak

devlet: 1- devleti adaletle yönetmek 2- haksız yere hapse atılanları serbest bırakmak (mazlumlar size beddua ederken işleriniz rast gitmez) 3- islam düşmanı kafirleri öven imamları görevden alın 4- islam’a hakaret edenlere ağır cezalar verin 5- islam’a karşıt olan kanunları düzeltin

yani özetle yağmur rahmettir, Allah izin verirse yağmur yağar

yağmur yağdırmak için Chemtrails gibi maddi sebeplere başvurmak aptallıktır, haddi aşmaktır, şirktir

yağmuru yağdıran Allah'tır.. küreselcilerin yaptıklarına bağlamayın. yağmuru başkasının yağdırdığına inanmak şirktir


Dua Ediyorum Neden Kabul Olmuyor?

https://bunlaridusun.blogspot.com/2020/10/dua-ediyorum-neden-kabul-olmuyor.html

30 Eylül 2025 Salı

Kabir Azabı vardır





Kabir azabı nedir? Kabir azabı var mıdır? Kabir azabı neden olur? Kabir azabını kimler çekecek? Kabir azabı ne zaman olur? Kabir azabı ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? Kabir azabı hakkında kısaca bilgi...

Duyu organları ve akıl yoluyla idrâk edilemeyen, ancak vahiy yoluyla sâbit olan gaybî mevzulardan biri de “kabir azâbı”dır. Kabir azâbı; Allâh’ın emirlerine uymayan insanın ölümünden kıyâmete kadar geçecek olan bekleme safhasında göreceği azaptır. Bazı hadîs-i şerîflerde bu azaptan, “kabir fitnesi” tâbiriyle de bahsolunmaktadır.

Nitekim Sa‘d ibn-i Ebî Vakkas’ın rivâyetine göre Resûlullah Efendimiz namazlardan sonra şu duâyı okuyarak Allâh’a sığınmışlardır:

“Allâh’ım! Korkaklıktan, cimrilikten Sana sığınırım. Erzel-i ömürden (ihtiyarlık bunamasından) Sana sığınırım. Dünya fitnesinden Sana sığınırım. Kabir fitnesinden Sana sığınırım.” (Buhârî, Cihâd 25, Deavât 37, 41, 44)

KABİR AZABI İLE İLGİLİ AYETLER

Kabir azâbıyla alâkalı olarak Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…O zâlimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara; «Haydi canlarınızı kurtarın! Allâh’a karşı doğru olmayanı söylemenizden ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirmenizden ötürü, bugün aşağılayıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız!» derken onların hâlini bir görsen!” (el-Enʻâm, 93)

“O zâlimlere, âhiret azâbından evvel başka bir azap daha vardır; lâkin pek çoğu bilmez.” (et-Tûr, 47)

“Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medîne halkından birtakım münâfıklar vardır ki, münâfıklıkta mahâret kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, Biz biliriz onları. Onlara iki kez azâb edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azâba itileceklerdir.” (et-Tevbe, 101)

Ehl-i sünnet âlimlerine göre; Firavun ve taraftarlarının sabah-akşam ateşe arz edileceğini, kıyâmet gününde de en şiddetli azâba mâruz bırakılacaklarını[1] ve Nuh kavminin suda boğulmasının ardından ateşe atıldığını[2] bildiren âyet-i kerîmeler, kabir azâbına âit delillerdendir.

KABİR AZABININ NEDENLERİ

Hadîs-i şerîflerde de; gıybet ve dedikodu yapmanın,[3] ölüye ağıtlar yakarak ağlamanın,[4] borçlu olarak ölmenin,[5] yalan söylemek, zinâ etmek, fâiz yemek ve içki içmek[6] gibi haram fiillerin, kabir azâbına sebep olduğu bildirilmektedir.

Hazret-i Âişe Vâlidemiz şöyle buyurmuştur:

“Resûlullah Efendimiz’in, namaz kılıp da kabir azâbından Allâh’a sığınmadığını hiç görmedim.” (Buhârî, Cenâiz, 87)

Ashâb-ı kirâmdan Ebû Cuhayfe, Berâ bin Âzib ve Ebû Eyyûb el-Ensârî şöyle buyurmuşlardır:

“Bir gün Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, Güneş battıktan sonra (Medîne hâricine) çıkmıştı. Bir ses işitti ve:

«‒Yahudîler, kabirlerinde azap görüyorlar.»” buyurdu. (Buhârî, Cenâiz, 88; Müslim, Cennet, 69)

Burada şöyle bir sual akla gelebilir:

“Biz kabrinde azap gören bir ölüde hiçbir iz ve emâre görmüyoruz! Meselâ o kabrinde nasıl oturtuluyor, kendisine nasıl suâl soruluyor ve bazılarına demirden bir çekiçle nasıl azap ediliyor?” Buna cevâben denilebilir ki:

“Bu aslâ imkânsız değildir. Zira dünyada da bunun bir benzeri vardır. Nitekim uyuyan kişi, rüyasında gördüğü şeylere göre lezzet veya elem duyar ama yanındaki kimse onun yaşadığı bu elem ve lezzetten hiçbir şey hissetmez. Aynı şekilde uyanık olan bir kişi, işittiği bir söz veya içinden geçen bir düşünce sebebiyle heyecan yahut üzüntü duyar ama yanındaki arkadaşı bunu müşâhede edemez.”[7]

KABİR AZABINI KİMLER ÇEKECEK?

Zeyd bin Sâbit anlatıyor:

“Resûlullah Efendimiz Neccâroğulları’na ait bir bahçede bulunuyordu. Katırının üzerindeydi. Biz de yanındaydık. Katır âniden ürktü, neredeyse Efendimiz’i sırtından yere atacaktı. Bir de baktık ki önümüzde altı, beş veya dört tane kabir var. Allah Resûlü:

«‒Bu kabirlerin sahiplerini kim biliyor?» diye sordular. Orada bulunan sahâbîlerden biri:

«‒Ben biliyorum!» deyince, Efendimiz:

«‒Ne zaman öldü onlar?» diye suâl ettiler. Sahâbî:

«‒Şirk devrinde öldüler.» dedi. Efendimiz:

«‒Bu ümmet, kabirlerinde iptilâya mâruz kalacak (hesap ve azap görecek)! Birbirinizi defnetmeyeceğinizden korkmasaydım, işitmekte olduğum kabir azâbını size de duyurması için Allâh’a duâ ederdim!» buyurdular. Sonra mübârek yüzüyle bize dönüp:

«‒Cehennem azâbından Allâh’a sığının!» buyurdular. Ashâb-ı kirâm:

«–Cehennem azâbından Allâh’a sığınırız!” dediler. Allah Resûlü:

«‒Kabir azâbından Allâh’a sığının!» buyurdular. Ashâb-ı kirâm:

«–Kabir azâbından Allâh’a sığınırız!» dediler. Allah Resûlü:

«‒Fitnelerin açığından ve gizlisinden Allâh’a sığının!» buyurdular. Ashâb-ı kirâm:

«–Fitnelerin açığından ve gizlisinden Allâh’a sığınırız!» dediler. Allah Resûlü:

«‒Deccâl’in fitnesinden Allâh’a sığının!» buyurdular. Ashâb-ı kirâm:

«‒Deccâl’in fitnesinden Allâh’a sığınırız!» dediler.” (Müslim, Cennet, 67)

İbn-i Abbâs şöyle anlatır:

“Resûlullah Efendimiz Medîne-i Münevvere’nin bahçelerinden birinden çıktığı esnâda, kabirlerinde azap gören iki kişinin sesini işitti. Bunun üzerine:

«Bu ikisi, kendilerince büyük olmayan birer günah sebebiyle azap görüyorlar. Aslında günahları gerçekten büyük idi. Biri idrarından sakınmaz, diğeri de söz taşır, dedikodu yapardı.» buyurdular.

Sonra yaş bir hurma dalı istediler. Onu iki parçaya ayırıp, birini bir kabrin, diğerini de öbür kabrin başına diktiler ve:

«Kurumadıkları müddetçe azaplarının hafifletilmesi umulur.» buyurdular.” (Buhârî, Edeb 49, Vudû 55-56, Cenâiz 82)[8]

Sahâbeden Ebu’d-Derdâ’nın buyurduğu gibi:

“Ey kabir! Dışın ne kadar sessiz, fakat için ne dehşet verici korkularla dolu!..”

KABİR HERKESİ SIKAR MI?

Câbir bin Abdullah anlatıyor:

“Saʻd bin Muâz vefât ettiğinde Resûlullah ile beraber gittik. Peygamber Efendimiz cenâze namazını kıldırdıktan sonra Saʻd kabrine kondu ve üzeri toprakla örtülüp düzeltildi. Bundan sonra Resûlullah tesbihatta bulundu. Biz de O’nunla birlikte uzun müddet tesbihatta bulunduk. Sonra tekbir getirdi. Biz de tekbir getirdik. Daha sonra:

«‒Yâ Resûlâllah! Niçin tesbih ettiniz ve tekbir getirdiniz?» diye sorulunca:

«‒Allah ona genişlik verinceye kadar, kabir şu sâlih kulu sıktı da sıktı!» cevâbını verdiler.” (Ahmed, III, 360, 377)

İbn-i Abbas da şöyle nakleder:

“Saʻd bin Muâz defnedildiği gün Peygamber Efendimiz onun kabri başında otururken şöyle buyurdular:

«Kabrin fitnesinden veya suâlinden kurtulacak biri olsaydı, Saʻd bin Muâz kurtulurdu. Ancak kabir onu önce sıktı, sonra da Allah Teâlâ ona genişlik lûtfeyledi».” (Taberânî, el-Muʻcemu’l-Kebîr, X, 334; Heysemî, III, 46)

HANGİ GÜNAHIN KABİR AZABI NASIL OLUR?

Hangi günahın, kabirde kişiyi nasıl bir azâba dûçâr edeceğini beyân eden bir hadîs-i şerîfi, Semüre bin Cündeb şöyle rivâyet etmektedir:

Resûlullah Efendimiz ashâbına:

“Rüyâ göreniniz var mı?” diye sorup, “gördüm” diyenin rüyâsını, Allâh’ın dilediği şekilde tâbir ederlerdi. Bir sabah bize şöyle buyurdular:

“Bu gece rüyamda iki kişi (Cebrâîl ile Mîkâîl) gelerek beni kaldırdılar ve; «Haydi gidiyoruz.» dediler. Ben de onlarla beraber gittim. Yanı üzerine yatmış bir adamın yanına vardık. Başka biri de elinde kocaman bir kaya ile onun başında duruyordu. Kayayı, yatan adamın kafasına vurup eziyor, taş bir tarafa yuvarlanınca arkasından gidiyor ve taşı alıp getiriyordu. O gelinceye kadar diğerinin kafası da iyileşerek eski hâline geliyordu. Adam, önce yaptığını aynen tekrarlayarak yerde yatanın başını her defasında ezip duruyordu. Meleklere:

«–Sübhânallâh! Bunların hâli nedir?» dedim.

«–Yürü, yürü hele!» dediler. Yürüdük. Derken sırt üstü yatmış bir adamın yanına vardık. Başucunda da, elinde demir çengel bulunan bir başkası duruyordu. Bu adam, yatan kişinin bir tarafına geçip elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü tâ ensesine kadar yarıyor, sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını parçalarken diğer tarafı eski hâline geliyor, adam da sürekli aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben:

«–Sübhânallah! Bu hâl nedir?» dedim.

«–Hiç sorma, devam et!» dediler. Yürüdük. Fırın gibi bir yapıya vardık. Orada ne söylenildiği anlaşılamayan çığlıklar, feryatlar birbirine karışıyordu. O yapının içinde çıplak bir sürü erkek ve kadınların bulunduğunu anladık. Altlarından alevler yükseldikçe, onlar çığlık atıyor, feryat koparıyorlardı. Ben:

«–Bunlara ne oluyor?» dedim.

«–Yürü, yürü hele!» dediler. Yürüdük. Nihayet kandan bir nehre vardık. Nehrin içinde yüzen bir adam, kıyısında da yanına birçok taş yığmış başka bir adam vardı. Nehirdeki adam çıkmak isteyince, kıyıdaki onun ağzına bir taş atıyor ve onu yerine geri çeviriyordu. Çıkmak için kenara her gelişinde aynı şeyi yapıyor, ağzına taş atıyor, o da geri dönüyordu. Ben, yanımdaki iki kişiye:

«–Bu ikisinin hâli nedir?» dedim.

«–Hiç sorma, yürü hele!» dediler. Yürüdük. Çirkin bir adamın -gördüğünüz insanların en çirkini de diyebilirsiniz- yanına vardık. Adam, sürekli ateş yakıyor ve ateşin etrafında dolanıp duruyordu. Ben:

«–Bu adam kim?» dedim.

«–Yürü, yürü hele!» dediler. Yürüdük. İçinde baharın bütün çiçeklerinin bulunduğu geniş ve yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında gayet uzun boylu bir adam vardı. O kadar ki, göğe uzanan başını neredeyse göremeyecektim. Adamın etrafında, hayatımda hiç görmediğim kadar çok çocuk bulunuyordu. Ben:

«–Bu adam ve bu çocuklar kimlerdir?» dedim.

«–Yürü, yürü hele!» dediler. Yürüdük. Gide gide büyük bir ağaçlığa vardık ki, ben onun gibi güzel ve geniş bir ağaçlık görmüş değilim. Beni götürenler; «Gir oraya!» dediler. Birlikte girdik ve bir tuğlası altın, bir tuğlası gümüşten örülmüş bir şehirle karşılaştık. Şehrin kapısına varıp açılmasını istedik. Kapı açıldı, içeri girdik. Bizi, vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerinizin en güzeli, diğer tarafı da bugüne kadar gördüklerinizin en çirkini birtakım adamlar karşıladı. Yanımdaki iki kişi onlara:

«–Gidip şu nehre girin!» dediler. Bir de ne göreyim; suyu süt gibi bembeyaz, enine doğru akan bir nehir. Adamlar gidip nehre girdiler sonra çıkıp yanımıza geldiler. Çirkinlikleri tamamen gitmiş, hepsi de son derece güzelleşmişti. Beni götüren iki kişi:

«–Burası Adn Cenneti’dir, şurası da Sen’in konağındır.» dediler. Başımı kaldırıp baktım, bir de ne göreyim; beyaz buluta benzeyen bir köşk.

«–İşte burası Sen’indir.» dediler. Ben onlara:

«–Allah size büyük hayırlar ihsân eylesin, bırakınız da oraya gireyim.» dedim.

«–Hayır, şimdi değil! Sen oraya daha sonra gireceksin.» dediler. Bunun üzerine ben:

«–Bu gece boyunca hayret verici şeyler gördüm. Gördüklerimin mânâsı nedir?» dedim. Onlar da:

«–Anlatalım.» dediler:

«–İlk önce yanına vardığın, kafası taşla ezilen adam var ya; o, Kur’ân’ı öğrendiği hâlde terk eden ve uyuyarak farz namazın (bilhassa sabah namazının) vaktini geçiren kimsedir.

Avurdu, burnu ve gözleri demir çengelle yarılan adam, evinden çıkıp etrafa yalanlar yayan kişidir. (Diğer rivâyette şöyle buyrulur:

«O bir yalancı idi, dünyada devamlı yalan söylerdi. Onun yaydığı yalanlar âfâkı sarardı. İşte bu yalancı, kıyâmet gününe kadar bu şekilde azap görecektir.»)

Fırın içindeki çıplak erkek ve kadınlar, zinâ eden erkek ve kadınlardır. Nehirde yüzüp yüzüp de taş yutan adam, fâiz yiyen kişidir. Yanındaki ateşi sürekli yakarak etrafında dolaşıp duran çirkin görünüşlü kişi, Cehennem bekçisi Mâlik’tir.

Bahçedeki uzun boylu adam, Hazret-i İbrahim’dir. Etrafındaki çocuklar da İslâm fıtratı üzere ölen küçük yavrulardır.»” Müslümanlardan biri:

“–Ey Allâh’ın Resûlü! Müşrik çocukları da bunlara dâhil mi?” diye sordu. Resûlullah:

“–Müşriklerin çocukları da dâhildir.” buyurdu ve devam etti:

“–Vücutlarının yarısı güzel, yarısı çirkin olan adamlara gelince; bunlar, sâlih amellerin yanında kötü işler de yapan kimselerdir. (Ancak) Allah onları affetmiştir.” (Buhârî, Ta‘bîr 48, Cenâiz 93, Teheccüd 12, Büyû‘ 2, Cihâd 4, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiyâ 8, Tefsir 9/15, Edeb 69; Tirmizî, Rü’yâ, 10/2295)

Yani Allah Teâlâ, günahkâr kullarından dilediklerini affederek onlara azâb etmez veya bir müddet sonra azaplarını sona erdirebilir. Ancak müslüman, hiçbir zaman affedileceğinden emîn olamaz. Çünkü Cenâb-ı Hak, peygamberler dışında kimseye garanti vermemiştir. Bu sebeple kul, dâimâ tevbe ve istiğfar hâlinde bulunup günahlardan uzaklaşmaya ve sâlih amellerle hayır işlerine koşmaya gayret etmelidir.

HALİFEYİ HÜZÜNLENDİREN HADİSE

Meymûn bin Mihran anlatıyor:

Ömer bin Abdülazîz Hazretleri ile bir mezarlığa doğru gittik. Mezarları görünce hüzünlendi. Sonra bana dönerek:

“–Ey Meymûn! Bunlar atalarımın mezarlarıdır. Sanki dünyaya hiç karışmamışlar gibidir. Baksana, nasıl toprak altında kaldılar, mezarları eskidi, bedenlerini de toprak yedi bitirdi.” dedi. Ardından da nemli gözlerle bir mezara bakarak:

“–Vallâhi, şu mezara girip de azaptan emin olan kimseden daha büyük bir nîmete kavuşmuş bir kimse düşünemiyorum.” dedi. (İhyâ, IV, 868)

Dipnotlar:

[1] Bkz. el-Mü’min, 46. [2] Bkz. Nûh, 25. [3] Bkz. Müsned, I, 225; Buhârî, Cenâiz, 88. [4] Bkz. Buhârî, Cenâiz, 33; Müslim, Cenâiz, 16-28. [5] Bkz. İbn-i Mâce, Sadakat, 12. [6] Buhârî, Cenâiz 92, Tâbir 48. [7] Bkz. Tıybî, el-Kâşif an Hakāikı’s-Sünen, Mekke-i Mükerreme, 1417, II, 590. [8] Ayrıca bkz. Müslim, Tahâret, 111; Ebû Dâvûd, Tahâret, 11; Tirmizî, Tahâret, 53; Nesâî, Tahâret, 26; Cenâiz, 116; İbn-i Mâce, Tahâret, 26.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

https://www.islamveihsan.com/kabir-azabi.html

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: "Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murabıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz." Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 2,(1621), Ebu Davud, Cihad 16

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz namazda tahiyyâtı bitirdiği zaman, dört şeyden Allah’a sığınarak şöyle desin: Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l-kabr ve min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât ve min şerri fitneti’l-mesîhi’d-deccâl: Allahım, cehennem azâbından ve kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, kör deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım.” (Müslim, Mesâcid 128. Ayrıca bk. Müslim, Mesâcid 130-134; Ebû Dâvûd, Salât 149, 179; Nesâî, Sehv 64)

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: “Kabir ahiretin konaklamalarının ilkidir. Kişi ondan kurtulursa gerisi ondan kolaydır. Eğer kurtulmazsa ondan sonrası daha ağırdır.” (İbn Mâce, Zühd: 32)

Kabir Azabı ile alakalı hadisler

https://sahihhadisler.com/konu/detay/Kabir-azabi-var-midir

23 Mayıs 2022 Pazartesi

Hadis İnkarcılarına Cevaplar





“Hayır; Rabb’ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.” (Nisa 65)

“Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin” dendiği zaman onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa 61)


Hadis inkarcılarının sadece hadisleri değil birçok ayeti de inkar ettiğini Mehmet Yaşar Kandemir'in "Hadis Karşıtları Ne Yapmak İstiyor?" isimli kitabını okuyarak öğrenebilirsiniz. hainlerin tuzaklarına düşmemek için bu kitabı mutlaka okumalısınız! ayrıca Mahmud Esad Coşan hocanın “Sünnet olmadan ümmet olmaz” isimli kitabını da okumanızı tavsiye ederim.


Kuran'ı ve hadisleri sorgulayanın olduğu yerde şeytan vardır. Kuran ve hadiste bazı konular müteşabihtir, anlamadığın zaman fazla kurcalamayacaksın. islam akıl dinidir, FAKAT SINIRLI AKILLA HERŞEYİ ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR.


ben Müslüman'ım bir kişinin sözü hadis ile çelişirse ben hadisi savunurum. hiç kimse hadis varken, hadise aykırı hüküm veremez! hadisi bile bile inkar eden İslam'dan çıkar. yanlışı söylendiği halde yanlışında ısrar eden, şeytanın yaptığını yapıyor demektir


"Kuran bize yeter" diyorlar hadisleri inkar edip kendi sözlerini hadisten daha önemli görüyorlar. işte ALİ İMRAN suresi 7. ayetindeki "Kalplerinde eğrilik olanlar" bu kişilerdir!


Hadis inkarcıları "kuran okuyun" diyor. Kuran okudukça onların yanlışlarını daha iyi anlıyorum. onları anlamak için Ali İmran suresi 7. ayet yeterlidir. ÖVÜNMEK İÇİN SÖYLEMİYORUM 10 farklı mealden Kuranı 22 defa okudum ve her gün 5 sayfa okumaya gayret ediyorum. -6 haziran 2020-


Kuran'ı doğru anlamak için; Öncelikle İslam'ın emir ve yasaklarına uymak gerekir. tefsir, hadis ve siyer kitabı okunmalıdır. İslamı yaşayacak kadar ilmihal bilinmelidir. Kuran'dan günde en az 4-5 sayfa okuyun. şu meali tavsiye ederim; Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali Hasan Karakaya


dinle kandıranlar; dünyada daha rahat bir yaşam vaad ediyor.
dinle kandırılanlar; dünyada daha rahat bir yaşam istiyor. itikadi konuları (ayet ve mütevatir hadisleri) inkar eden münafıktır.
ölçünüz bu olsun kandırılmazsınız! Her Müslüman dinini yaşamakla mükelleftir. HESAP VAR UNUTMA. Ebubekir Sifil'in Ehl-i Sünnet Akaidi, "Muhtasar Tahavi Akidesi Şerhi" kitabı akide (akaid) konusunda yazıldığı için üst seviye bir kitaptır. yani bu kitabı okumadan önce dini bilgileri bilmeniz ve yaşamanız gerekmektedir. bu kitabı okumadan en az bir meal, tefsir, siyer, hadis ve esmaül hüsna alanlarında kitap okumanızı tavsiye ederim. aksi takdirde kitaptaki bir çok konuyu anlamayacak daha sakıncalısı yanlış anlamanıza yol açabilecektir. ayrıca günümüzdeki tarihselcilik ve hadisi inkar eden yerli müsteşriklerinin tuzaklarına düşmemek için mutlaka bu kitabı okumanızı tavsiye ederim


sahih hadisleri inkar eden iki suç işler; 1- hadisi söyleyene yalancı der 2- hadisi aktarana yalancı der. birinci dinden çıkarır
ikinci kul hakkıdır. işinize gelmeyen, emir veya yasaklama içeren hadislere uymazsanız günahkar olursunuz, inkar ederseniz dinden çıkma ihtimaliniz var!


SEBE Suresi 23. ayette: “Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefâati fayda vermez.“ buyurulmuştur. yani 1- bazıları şefaat edebilir 2- bazıları şefaatten faydalanabilir GÜNAHKARLAR İÇİN ŞEFAAT VAR KAFİRLER VE MÜNAFIKLAR İÇİN YOK ARADAKİ FARK BU


“Kuran burada ne demek istemiş” demek yerine "Kuran'ın bu ayetini hayatımıza nasıl yansıtırız, bu ayetten ne gibi dersler çıkarabiliriz" diye düşünmeliyiz. Aynı şey hadisler içinde geçerlidir. Hadis ile Kuran'ı karşılaştırmak yerine Kuran ve Hadisleri hayatımıza yansıtmalıyız


Hadisler Kuran'ın açıklayıcısı ve tefsiridir. Hadis olmadan namazın kaç vakit olduğu bile bilinmiyor (ima var ama “namaz beş vakit” diye ayet yok) onun için “isra (miraç) mucizesi yalan” diyorlar. çünkü beş vakit namaz olmazsa, İslam da olmaz!


sözde Kuran Müslümanları neleri inkar ediyor; “insan Resmi ve Heykeli yapmak yasaklanmadı” diyorlar, isra(miraç) gibi mucizeleri inkar ediyorlar, cinleri inkar ediyorlar, sonsuz cehennemi inkar ediyor. BU KADAR AYET VE HADİSİ İNKAR EDEN YENİ BİR DİN UYDURUYOR DEMEKTİR


Bir Mümin; Amenerrasulü'yü inkar etmeden miracı inkar edemez Ettehiyyatü'yü inkar etmeden salavat'ı inkar edemez Beş vakit namazı inkar etmeden tarihselci olamaz Yani beş vakit namazı hakkı ile kılan bir MÜMİN yerli müsteşriklerin tuzaklarına düşmez


Bazıları "Biz Allah'ı seviyoruz" diyorlar fakat sevdiklerini ispat için hiçbir şey yapmıyorlar! Ali İmran Suresi 31. ayette buyurulduğuna göre Allah'ı seven Peygamberimize(salat ve selam olsun) ve onun şeriat'ına uymak zorundadır.


öztürk ve islamoğlu sempatizanları eğer ilimlerine güveniyorsa, İhsan Şenocak'ın "Kur'an-ı Kerim Müdafaası" ve "Sünneti Reddeden Kur'an Müslümanlığı" kitaplarını eleştirel okumaya davet ediyorum eğer samimi olarak beş vakit namaz kılıyorsanız kimin haklı olduğunu anlarsınız!


Sünnete gerek yok diyorlar! Sünnet, Peygamberimizin(salat ve selam olsun) yaptıkları veya yapmayın dedikleri şeylerdir. Peygamberimiz kelime-i tevhid'in yarısıdır. Peygamberimiz olmadan islam olmaz. Sünnete uymak hakiki samimi Mümin'in ölçüsüdür ne kadar sünnete uyarsan o kadar değerin artar


"Allah Teala'nın kitabında ve Rasulullah'ın koyduğu sünnetlerde hiçbir kimsenin görüşü (içtihadı) olamaz. Ümmet'in ictihadı, ancak hakkında ayet nazil olmayan ve Rasulullah'ın sünnetinde geçmeyen konularda olur." Ömer Bin Abdülaziz Darimi. Sünen, c.1 s. 125 no 432


-“İnsanların hadis öğrenmeye şimdikinden daha fazla muhtaç olduğu bir zaman bilmiyorum. Zira birçok bidat görüş ortaya çıkmış durumda. Hadisten nasibi olmayan bidate düşer.” Ahmed bin Hanbel


“Sahih bir hadis bulursanız, o benim mezhebimdir. Kitabımda Resulullah’ın sünnetine aykırı bir şey görürseniz, sünnetle/sahih hadisle hükmedin ve benim dediklerimi -bir kenara- bırakın.” İmam Şafii (Nevevi, Mecmu, Daru’l-Fikr, ts.1/63)


"De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin" Âl-i İmrân Suresi 31. Ayeti hakkında Hasan Basri şöyle der: Allah'ı sevmenin göstergesi, Resulullahın (salat ve selam olsun) sünnetine uymaktır.” Celaleddin Es-Suyuti - Sünnetin Dindeki Yeri sayfa 120


-“Eğer siz sahabeyi görseydiniz, onlara ‘deli!’ derdiniz; onlar sizi görselerdi, ‘bunlar mümin değil’ derlerdi.” Hasan Basri


Ahmed b. Hanbel'in Halku'l-Kur'ân fitnesi (Mihne olayları) döneminde yaşadığı bir hâdise var. Ona kırbaç vuranlar bir taraftan diyorlar ki: ”Hani siz çoğunluktunuz, kendinize Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat diyordunuz, hani nerede bu cemâat? ”İmâm Ahmed'in ona verdiği bir cevâb var, çok ibretamiz: ”Cemâat demek; tek kişi bile olsa hak tarafdârı olmak demektir. Dolayısıyla bu ”cemâat” kavramını kemiyete indirgemek doğru değil. Ebûbekir Sifil, Ehl-i Sünnet Akáidi / Muhtasar Tahâvî Akîdesi Şerhi


“”(Nefsine söz ve davranış olarak sünneti emredebilen kimse hikmet konuşur. Nefsini söz ve davranış olarak heva ve heveslerinin esiri haline getirenin ağzından ise, ancak bidat sözler çıkar. Çünkü Allah Teala söyle buyuruyor: "Ona itaat ederseniz, doğruyu bulursunuz" Nur suresi 54)”” Ebu Osman el-Hiri


Kadı Iyaz şöyle der: "Rasûlullahı (salat ve selam olsun) sevmenin, O’na muhabbet beslemenin gereklerinden biri de; O’nun Sünnet’ine sarılmak, tebliğ etmiş olduğu dîni korumak, O’na yönelen saldırıları bertaraf etmek, O’nun uğrunda gerekiyorsa malını ve canını fedâ etmektir.”


"Sünnet'e aykırı bir şeye itikâd eden kişi, dünyanın ilmini ezberlemiş olsa da, ancak fitne başıdır" Yusuf Hemedani


Kur'an-ı Kerim'in anlaşılabilmesinin Sünnete olan ihtiyacını yakın planda müşahede eden Sahâbe, Ki-tab'ın Sünnet tarafından açıklanan hiç bir yönünün kapalı kalmaması için, Allah Rasûlü'nün (sav) yemeden içmeye, uyanıklık hâlinden uykuya, oturmadan kalk­maya kadar hayatının bütün detaylarını rivayet etti. Nitekim hadis mecmuâları Sahâbe'nin hiçbir detayı atlamadan Allah Rasûlü'nden (sav) sadır olan her şeyi rivayet ettiği hadislerle doludur. İhsan Şenocak Kur’an-ı Kerim Müdafaası s. 232

Sünnete Bağlılık, İtisâm, İttibâ, HADİS ve AYETLERLE RASÛLULLAH’A İTAAT

http://bunlaridusun.blogspot.com/2021/08/sunnete-bagllk-itisam-ittiba-hadis-ve.html

“Hz. Adem (as)’ın Babası vardır” diyen Mustafa İslamoğlu’na cevap

http://mustafa1senyurt.blogspot.com/2016/07/hz-adem-asn-babas-vardr-diyen-mustafa.html

Hızır aleyhisselam kıssasından öğreneceğimiz dersler

http://mustafa1senyurt.blogspot.com/2018/03/hzr-aleyhisselam-kssasndan.html

Mustafa İslamoğlu Gerçeği

http://mustafa1senyurt.blogspot.com/2015/02/hz.html

Şefaat nedir Kimler şefaat edebilir

http://mustafa1senyurt.blogspot.com/2018/05/sefaat-nedir-kimler-sefaat-edebilir.html

https://sorularlaislamiyet.com/hadis-ve-sunnet-karsitlarinin-iddialarina-cevap-verebilir-misiniz

Kur’an Nebi’ye itaati emretmiyor mu? Sünnet düşmanlarına ayetlerden cevap

https://www.ihvanlar.net/2018/01/15/kuran-nebiye-itaati-emretmiyor-mu/

18 Mayıs 2022 Çarşamba

Gayrimüslimler Camiye Giremez!





İmam Malik'e göre; Kafirin mescide girmesi Müslümanlar ona izin vermiş olsa dahi engellenir. Zaruri bir işi dolayısıyla (davaların mescidlerde görüldüğü yerlerde, hakimin huzuruna çıkabilmek gibi ihtiyaç hissedilen hallerde) girmesi ise istisnadır. (Ebubekir Ahmed b. Ali el-Cessas, Ahkâmu’l-Kur’an, Beyrut, t.y., III, 114)

-Mekke Medine dışındaki diğer mescid olarak tahsis edilmiş yerlere sadece müminler girebilirler. Müşriklerin gezmek amacıyla mescidlere girmeleri haramdır.

Müşriklerden Allah’ın kelamını dinlemek ve islamı öğrenmek için girmek isteyenlere cami edeplerine uygun davranmaları şartıyla belli bir alanda ve ölçüde izin verilmiştir. Ama camilerin turistik amaçlı kullanılmaları haramdır.

Ülkemizde turistlerin ve namaz kılmayanların mescidlere alınmaları Cumhuriyet ve Tanzimat geleneğidir. Camilere müşriklerin girmeleri caizdir demek büyük günah olur. Bunun asrı saadetten delili yoktur. Fetvası da yoktur.

Ayasofya vakfiyesi cami olarak vakfedildiğine göre camide yapılamayacak bir şeyi serbest bırakamaz.

Camiye müşriklerin girmesi ve şirk sembollerinin camilere asılı kalması haramdır.

Efendimiz Kabe’yi camiye çevirince oradaki İslam dışı her şeyi temizlemiştir. İsa figürü, Meryem figürü ve bir gayrimüslim devleti olan Bizans figürleri camide olmaz.

Fatih Sultan Mehmet bu figürleri sıvayla örtmüştür. Yine örtülmelidir. Caminin hem müze hem cami olarak kullanılması tanzimatçıların dayatmasıdır. Müslüman hanımlar hayızlıyken camiye giremezken gayri müslim cünüplerin ve hayızlı hanımların camiye girmesine izin verilmesi durumu söz konusu olamaz.

Evet, bir yer temizse orada namaz kılınması sahih olur. Ama bir yer camiyse orada Hıristiyan ve Yahudi dini simgeleri olamaz. Olursa orası camiye çevrilmiş olmaz.

Baba, oğul, ruhul kudus simgeleri ve Hıristiyanlık simgeleri bir camide olması caiz olursa diğer camilerdeki (camiye dönüştürülen kiliselerdeki figürleri de aynı yöntemle çıkarırsınız bu caiz olacak demektir. Ayasofya’da caizdir ama diğerlerinde caiz değildir demek gülünç olacaktır.

Dini bir konuda konuşmak Allah'ın dini hakkında konuşmak kurana ve sünnete dayanan bir delille konuşmakla olur.

Ayasofya daki figürler arada bir açılırsa bile orası cami değil; namaz kılınabilir hale getirilmiş bir yer olacaktır.

Kanaatimce o şirk figürleri örtülmediği müddetçe vakfiye yerine getirilmiş olmayacaktır.

Yukarıda 1. cevapta yazdığım gibi camiler müşriklerin alınması caiz değildir. Camilerin içerisindeki hat tabloları ve süslemelerinin seyredilmesi kastıyla namaz kılmayanlar tarafından içinin gezilmesi caiz değildir.

Namaz vakitleri diye nitelenen vakitler ateist anlayışıdır. Namaz vakitleri 24 saat sürer. Öğlenin cemaatle kılındığı vakit namaz vakti zan edilse de durum öğle değildir. Öğle vakti güneşin zevalinden güneşin 2 mızrak boyu gölgeye ulaşmasına kadardır. Bu vaktin ilk kısmını Müslümanlara diğer kısmını kâfirlere veya namaz kılmayanlara ayırmak ta haramdır.

Cami ibadet yeridir. Tefessüh edilecek yer değildir.

İslâmî hassasiyetlerdeki zayıflamanın günbegün ivme kazandığı, kavram ve mefhumların tam anlamıyla muazzam tebeddül geçirdiği bir evredeyiz. Kimin neyi esas alarak konuştuğunun belirsiz olduğu, ağızdan çıkan dînî görüşlerin hiçbir endazeye tabi tutulmadığı tam bir kaos ve keşmekeş bizimkisi. Ortamdaki cehaletin âlim seviyesine çıkardığı zümreler, uhrevi boyutunu hiç de düşünmeksizin verdikleri fetvalarla toplumda oluşan “fetva varyasyonu”nun ana müsebbipleri sayılabilirler. Hamiyyet-i İslamiyye ve gayret-i imaniyye gibi bulunmaz hazineleri, fikir dünyaları’nın metruk köşesine layık gören toplum önderleri mesabesindeki âlimler, yaşanmaz hale gelen bu içtimaî hayatta artık tuzun dahi kokmaya yüz tuttuğunun habercileri…

İslam toplumunun teşekkül merhalelerinin bidayet mertebesindeki camiler ise, arz ettikleri manzara ve sundukları portre cihetiyle tecrit kampları ve iman zindanlarından farksız durumda… Nebevi tabirle, zahiri manada nihaî şekliyle mamur, manevi anlamda hidayetten son derece mahrum İslam mescitleri, içinde hissizce kılan musalliler ve içinde ruhsuzca kılınan namazlardan son derece müşteki vaziyetteler. Konumuz itibarıyla buna siz bir de Gayrı Müslimlerin mescitlere girmesi gibi bir meseleyi ilhak ederseniz sonuç artık problem kumkumasından farksız hale geliyor.

İlgili ayet ve Sebeb-i nüzulü

Müslüman olmayan kişilerin Mescid-i Haram başta olmak üzere diğer mescitlere girip- giremeyeceklerini konu edinen ayet-i kerime “Ey İman edenler! Allah’a ortak koşanlar bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[1] Şeklindeki ayettir. Bu ayet üzerinden ilk etapta konuşulması gereken şey ayetin nüzul sebebi olmalıdır. Ayetin nüzul sebebi hakkında müşriklerin Kâbe’ye gelip yemek getirdikleri ve bununla ticaret yaptıkları daha sonraları bundan nehyolununca Müslümanların “Bize nereden yemek gelecek” demeleri üzerine nazil olduğu nakledilmektedir.[2]

Ayette geçen müşriklerin neces oldukları şeklindeki ifade manası itibarıyla muhtelefun fihtir. Katade, Ma’mer b. Raşid ve diğerleri tarafından “neces” kelimesi müşriklerin cünüp oldukları ve gusletmelerinin dahi yıkanmak sayılmadığı şeklinde tefsir edilirken, İbn Abbas gibi müfessirler ise şirk mefhumunun onları necis kıldığı görüşüyle ayeti beyan etmektedirler. Bundan dolayıdır ki Hasen-i Basrî “Herkim bir müşrikle musafaha ederse abdest alsın” demektedir. Her halukarda müşrik olan bir kimseye İslam’a girip Müslüman olduğunda gusül alması vaciptir.

Konu hakkındaki ihtilaf ve görüşler:

Mezkûr ayet üzerinde Ulemanın adedi beşe varan farklı yorumları olmuştur. Birinci olarak Ehli Medine ayetteki mescitlerin tüm mescitlere şamil olduğunu ve müşrik tabirinin de bütün müşrikleri kapsadığını savunmaktadırlar. Zira Ömer İbn Abdülaziz bu ayet-i kerimeyi yazıp işçilerine göndermiş ve bu manayı vurgulamıştır. Ayrıca bu hususta “Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde” [3] şeklindeki ayet-i kerime de bu manayı teyit etmektedir. Çünkü müşrik kimselerin mescitlere sokulması bu mekânların yüceltilmesine zıt bir durumdur. Efendimiz Aleyhissalatü vesselam’ın “Muhakkak bu mescitler, bunlarda bevl ve pisliğin bulunması doğru olmaz” [4] hadisiyle “Ben hayızlı ve cünübe mescidi helal kılmıyorum”[5] şeklindeki hadisleri aynı şekilde mescitlere müşriklerin giremeyeceğini destekliyor vaziyettedir. Müşrik kimselerin cünüp oldukları izahtan varestedir.

İmam eş-Şafii ise, ayette geçen “Mescid-i Haram ifadesinin oraya münhasır olduğunu ve gayrısındaki mescitleri kapsamadığını ifade etmektedir. Bununla beraber, ayette zikredilen müşrikler ifadesinin umumunu savunan İmam Şafii, Yahudi ve Hristiyanların Mescid-i Haram dışındaki mescitlere girmesine cevaz vermektedir.[6] Buna delil olarak Efendimiz Aleyhissalatü vesselam’ın müşrik olmasına rağmen Sümame’yi mescide bağladığını göstermektedir. Ancak Ebu Bekir İbn Arabi “Ahkamu’l-Kur’an” ında bu şekilde hüküm veren İmam Şafii’nin ayetin zahirine takıldığını ifade etmektedir. İbn Arabi’ye göre Sümame’nin mescide bağlanması bu ayetin inişinden önce olabileceği gibi Efendimiz’in onun Müslüman olacağını bilmesinden dolayı da olabilir. [7]

İmam Malik, müşrik olan kimselerin hiçbir şekilde ne Mescid-i Haram ve ne de diğer mescitlere giremeyeceğini savunmaktadır. Çünkü illet olarak müşriklerin neces olmaları ta’yin edilmiştir ki bu illet onlardan müşrik oldukları sürece hiçbir zaman ayrılmayacak bir vasıftır. O halde bunların diğer mescitlere girmeleri de caiz olmayacaktır.[8]

İmam Ebu Hanife ise zimmilerin Mescid-i Haram dışındaki mescitlere girebileceğini söylemektedir. Buna göre ayetin iki şekilde anlaşılması gerekir. Birinci olarak ayette geçen müşriklerin, kendilerine Mekke’ye ve diğer mescitlere girmelerinin yasaklanmış olduğu ve zimmetlerinin bulunmadığı müşrikler olduğu söylenebilir. Arap müşriklerinden teşekkül eden bu zümreye ya Müslüman olmaları veyahut da kılıç teklif edilmektedir. İkinci olarak ayetin müşriklerin hac için Mekke’ye girmelerinin yasak olması şeklinde anlaşılması söz konusudur[9] ki bu şekildeki bir yorumun ayetin sebebi nüzulüyle ilişkilendirilmesi mümkündür.

Netice:

Mahza hakikatten mürekkep “Fakih kimse filhakika zamanının fıkhını bilen kimsedir” şeklindeki kelamın fehvasınca meseleyi bir de günümüz açısından, serdettiğimiz görüşler ışığında tahlil edecek olursak bir takım değişikliklerden mecburi olarak bahsetmek durumunda kalmaktayız. Zira ayet-i kerimeden istinbat edilen en müsamahakâr hüküm İmam Ebu Hanife’ye nispet edilmesine rağmen, onun fetvasında yer alan “zimmet” kavramının bu gün itibarıyla mevcudiyetinden bahis yapmamız mümkün gözükmemektedir. O halde bu gün Müslüman diyarlarında gerek ziyaret ve gerekse farklı amaçlarla gelip, Müslüman mabetlerine giren gayr-ı Müslimlerin durumu ne olmalıdır?

Doğrusu, meseleyi taassuptan uzak objektif bir bakış çerçevesinde tetkik etmeye kalkışırsak yukarıda zikredilen hadisler ve sair kaviller bize gayr-ı müslim kimselerin camilere girmesinin caiz olmadığını değilse en azından ziyadesiyle mahzurlu bir iş olduğunu göstermektedir. Çünkü zaten manevi anlamda yıkık bir vaziyette ifa ettiğimiz ibadetleri, bir de selâtîn camileri başta olmak üzere diğer camilere ziyaret için gelip giydiği kıyafetiyle manevi dünyamızı iyice altüst eden kâfirlerin bu fiilinde hiçbir mahzur olmadığını söylemek ne aklen ve ne de naklen ispat edilebilecek bir dava olamaz. Bir de buna bu günkü Müslümanların gerek tefekkür ve din algısı anlamında ve gerekse fiiliyat anlamında ahtapot misali kuşatma altına aldığı “acziyet” durumunu ekleyecek olursak “âdem-i cevaz” görüşünün ne denli hakikati yansıttığı gün yüzü gibi tebeyyün edecektir. Bu bahsin bu konuyla ilişkilendirilmesi tarafımızdan icad edilen bir şey değildir. Bilakis Ebu Bekir İbn Arabî, “Ahkamu’l-Kur’an”ında bu bahsi, burada aktarmayı münasip ve mühim addettiğimiz bir vakıa ile bitiriyor ve diyor ki:

“Dımeşk’te acayip bir şey gördüm. Camisinin Batı tarafında ve bir de Doğu tarafında Bab-ı Ceyrun denen bir kapısı vardı. İnsanlar bütün bir günde bir takım ihtiyaçları için orayı yol edinir ve oradan yürürlerdi. Zimmi bir kimsenin oradan geçmesi icap ettiğinde, kapıda durur ta ki onu bir Müslüman geçirinceye kadar oradan geçemezdi. Zimmi “Ey Müslüman! Seninle geçmem için bana izin verir misin? Der, O da “Evet” deyince onunla beraber geçerdi. Mescidin görevlisi zimmiyi görüp ona “Dön, Dön! diye bağırınca Müslüman “Ben ona izin verdim” dediğinde görevli onu bırakırdı.”[10]

İşte biz buna, İzine hasret çektiğimiz ve gelmesini şu anki halimiz itibarıyla karda açan çiçekler misali hayal ettiğimiz izzet-i İslâm’ın, akıllara bir daha hiç çıkmamak üzere kazınmasını telkin eden vakıa-ı acibe diyoruz…

[1] Kur’an, Tevbe 28

[2] İbn Halife Uleyvi, Camiu’n-Nukul fi Esbabi’n-Nüzul, II/106 Yayınevi: Yok 1404 B.1

[3] Kur’an, Nur, 36

[4] El-Beyhaki, Marifetu’s-Sünen ve’l-Âsâr, III/369, No: 4958

[5] Ebu Davud, Sünen, Kitabu’t-Tahare, Babu’n fi’l Cünub yedhulu’l-Mescid 92, No:232

[6] Kurtubî, el-Cami’ li Ahkâmi’l- Kur’an, X/155 Müessesetu’r-Risale, B.1 2006

[7] Bkz. İbn Arabi, Ahkamu’l-Kur’an II/ 469,Daru’l- Kütubi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan

[8] İbn Arabi, Ahkamu’l-Kur’an, a.y.

[9] Bkz. Ebu Bekir Razi el-Cessas, Ahkamu’l-Kur’an, IV/279 Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Müessesetu’t-Tarihi’l-Arabi, Beyrut-Lübnan 1992

[10] İbn Arabi, Ahkamu’l-Kur’an II/471

https://darusselam.com/fikih/gayrimuslimlerin-mescidlere-girmesi-ve-cevazi-boyutu.html

Ayasofya'daki hristiyan sembolleri kalıcı olarak kapatılmadan içinde namaz kılınmaz


http://mustafa1senyurt.blogspot.com/2020/07/ayasofyadaki-hristiyan-sembolleri-kalc.html

26 Ağustos 2021 Perşembe

Sünnete Bağlılık, İtisâm, İttibâ, HADİS ve AYETLERLE RASÛLULLAH’A İTAAT





“Kim Allah’a sarılırsa (bağlanırsa) kesinlikle doğru yola iletilmiştir.” (Âl-i İmrân, 3/101)

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın (yapışın), bölünmeyin.” (Âl-i İmrân, 3/103)

“Kim Allâh’a ve Resûl’e itâat ederse, işte onlar, Allâh’ın kendilerine nîmet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlihlerle berâberdir. Onlar ne güzel dost(lar)dır.” (en-Nisâ, 69)

“Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise O, tarafından bir rahmet ve geniş bir nimet içine yerleştirecek ve onları, Kendisine varan doğru yola koyacaktır.” (Nisâ, 4/175)

“Rasûl, size ne verdiyse alın, sizi neden nehyettiyse ondan kaçının!” (Haşr, 59/7)

“Kim Peygamber’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ, 4/80)

“Allah ve Rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzâb, 33/36)

"Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar." NİSA Suresi 65. ayeti

"Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir." BAKARA Suresi 85. ayet meali

“”Hz. Peygamber’in (sas.) Kur’an’ı açıklama görevinden bahseden ayetler:

“Sana da bu zikri (Kur’an’ı) indirdik ki kendilerine indirilenleri insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar.” 16/Nahl, 44

“Biz her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara (emredildikleri şeyleri) açıklasın.” 14/Îbrâhîm, 4

“Biz sana kitabı indirdik ki hakkında ihtilafa düştükleri şeyi açıklayasın ve inanan bir kavim için (o kitap) yol gösterici ve rahmet olsun.” 16/Nahl, 64.

Peygamberimizin (salat ve selam olsun) ilahî kontrol altında tutulduğunu şu ayet-i kerime açıkça ifade etmektedir. “O, kendi hevesine uyarak söz söylemez. Onun konuşması ancak bildirilen bir vahiyledir.” (Necm/3-4)”” Sünnetin Dindeki Yeri Celaleddin Es-Suyuti

"De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin" Âl-i İmrân Suresi 31. Ayeti hakkında Hasan Basri şöyle der: Allah'ı sevmenin göstergesi, Resulullahın (salat ve selam olsun) sünnetine uymaktır.” Celaleddin Es-Suyuti - Sünnetin Dindeki Yeri sayfa 120

Sünnete bağlılık anlamında i’tisâm, hayatı sünnete göre düzenlemeyi gerektirir.

"Allah Teala'nın kitabında ve Rasulullah'ın koyduğu sünnetlerde hiçbir kimsenin görüşü (içtihadı) olamaz. Ümmet'in ictihadı, ancak hakkında ayet nazil olmayan ve Rasulullah'ın sünnetinde geçmeyen konularda olur." Ömer Bin Abdülaziz Darimi. Sünen, c.1 s. 125 no 432

“Sözün en hayırlısı Allah (c.c)’ın kitabıdır; yolların en doğrusu da Muhammed’in gösterdiği yoldur, en kötü eylem ise (dinin özündenmiş gibi) sonradan uydurulan şeylerdir. Her bid’at sapıklıktır. Ve her sapıklık da cehennemdedir.”Buhari, İ'tisam 2

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “ Ümmetimin hepsi cennete girecektir ancak imtina edenler giremeyecektir! ” Sahabeler: − Ya Rasulallah! İmtina edenler kimlerdir? diye sordular. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “ Herkim bana itaat ederse, cennete girecektir. Herkim de bana asi olursa, o da imtina etmiş olur! ” Buhari 7143

Ebû Hureyre (radiyallahu anh) dan; Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “ Her kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur ve her kim de bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur.” İbni Mâce (3) Buhârî (2766)

Ebû Hureyre (radiyallahu anh) dan; Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizler, sizi bırakıp mükellef etmediğim hususlarda beni kendi halime bırakınız! Sizden evvelki ümmetler ancak soru sormaları ve nebilerine karşı ihtilafları sebebiyle helak olmuşlardır. Ben sizleri bir şeyden nehyettiğim zaman ondan sakınınız. Sizlere bir şey emrettiğim zaman da emrimi tutunuz. Gücünüzün yettiği kadar onu yerine getiriniz.” Buhârî (7151) Müslim (1337/ 412) İbni Mâce (2) Tirmîzî (2819)

Cabir bin Abdullah (radiyallahu anhuma) dan; “Bir kere Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) uyurken yanına birtakım melekler geldi ve « Bu dostunuzun yüksek bir sıfatı vardır. Haydi, siz de bunun yüksek mevkiini bir örnekle temsil ediniz.» dediler. Bunun üzerine melekler: « Bu zatın benzeri, şu kimsenin misali gibidir ki; o kimse yeni bir ev yaptırır, o evde bir ziyafet yemeği tertip eder ve bu ziyafete insanları davet etmek için bir davetçi gönderir. Bu davetçinin davetine kim icabet ederse, o eve girer ve ziyafet yemeğinden yer. Her kim de davetçinin davetine icabet etmezse o eve giremez ve ziyafet yemeklerini de yiyemez.» Bunun üzerine melekler (kendi aralarında temsili şöyle izah ettiler ): «O ev cennettir, davetçi de Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir. Her kim Muhammed’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiştir. Her kim de Muhammed’e asi olursa Allah’a asi olmuştur. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) insanların arasını (itaat ve isyan şiarını bildirip iman edenlerle inkar edenleri) ayırt etmiştir.»” Buhârî (7114)

Abdullah ibn Amr (radiyallahu anhuma) dan; “Ben Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) den işittiğim ve ezberlemeyi istediğim her şeyi yazıyordum. Kureyş kavmi beni yazmaktan nehyettiler ve dediler ki: «İşittiğin her şeyi yazacak mısın? Halbuki Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de insandır, öfkeli anında da, neşeli anında da konuştuğu olur.» Ben de bunun üzerine yazmayı bir müddet durdurdum, bunu Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) e söyledim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) parmağı ile ağzına işaret etti ve «(Ey Abdullah) Yaz! Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu ağızdan hakikat olmayan bir şey çıkmaz.» buyurdu.” Ebû Dâvud (3646)

"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız; Allah'ın Kitab'ı ve Resûlünün sünneti." Muvatta, Kader 3

Mikdam bin Madi Kerib (radiyallahu anh) dan; Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Süslü tahtına yaslanmış adama benim hadislerimden birisi okunur da, o (kişi)nin vaziyetini hiç bozmadan: «Bizlerle sizler arasında Allah-u Teâlâ’nın Kitabı vardır. O’nda helal olarak bulduğumuz her şeyi helal sayıyoruz, haram olarak bulduğumuz her şeyi de haram kabul ediyoruz.» diyebilme zamanı yaklaşmıştır. Dikkat! Rasûlullah’ın haram kıldığı şeyler Allah’ın haram kıldığı şeyler gibidir.” İbni Mâce (12) Tirmîzî (2801)

“Hakikat şu ki kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiçbir şey eksilmeden. Kim de Allah’ın ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen bir dalalet bid’atı icad ederse onunla amel eden insanların günahları kadar o kimseye günah yükletilir, hem de günahlarından hiç bir şey eskitilmeden.” Tirmizi,ilim 16; Müslim, Ebu Davud

"Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar." (Darimi, Mukaddime 16)

“Kavim ve topluluğa, Allah’ın kitabını en iyi okuyan kimse imamlık eder. Eğer kıraatte eşit durumda olurlarsa, sünneti en iyi bilen imam olur. Sünneti bilmede de eşit durumda olurlarsa, daha önce hicret eden imam olur. Hicret etmede de eşit durumda olurlarsa, daha yaşlı olanı imam olur.” [Müslim rivayet etti]

27- Ebu necid ırbad b. Sariye (ra)’den şöyle demiştir: "Rasulullah bize öyle bir va’z verdi ki, va’zdan kalbler titredi, gözler yaşardı. Biz de dedik ki: Ya Rasulullah, bu ayrılık va’zı gibi. O halde bize vasiyette bulun. Rasulullah şöyle buyurdu: “Size Allah (isyan)’dan sakınmayı üzerinize emir olan kimse köle de olsa sözünü dinleyip itaat etmeyi vasiyyet ederim. Çünkü ömrü olanlar birçok ihtilâflar görecektir. O zaman sünnetime ve hidayet üzere olan Raşid halifelerin sünnetine sarılınız. Sünnetlere dişlerinizi sıkarak sarılınız. Dini işlerde sonradan uydurulanlardan sakınınız. Çünkü her bidat dalâlettir." Bu hadisi Ebu Davud ve Tirmizi rivayet etmiştir.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: “Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):‘İnsanlar üzerine öyle aldatıcı yıllar gelir ki o zamanda yalancı doğrulanır, doğru söyleyen yalanlanır, haine güvenilir, emin kimseye hain nazarıyla bakılır! O zamanda Rüveybida konuşur’ buyurdu. Denildi ki: −Rüveybida nedir? Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):−İnsanların önemli ve büyük işleri hakkında konuşan ‘aşağılık’ kimse buyurdu. İbni Mace 4036, Albânî Sahiha 1887

Resulullah (salat ve selam olsun) buyurdular ki: "Allah ilmi [verdikten sonra], insanların [kalbinden] zorla söküp almaz. Fakat ilmi, alimlerin ruhlarını alarak kaldırır. öyle ki, tek bir alim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın [kendi düşünceleriyle] fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını yoldan çıkarırlar." Buhari, İlm 34, İ'tisam 7; Müslim, İlm 13, (2573); Tirmizi, İlm 5, (2654)

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başkasının adına hayvan kesene, anne babasına lanet edene, bidat'çıyı himaye edene, tarlanın sınırını değiştirene Allah lanet eder." Müslim, Edahi 43/5; Nesai, Dehaya 34

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: “Kim bir bidat ehlini azarlayıp kovarsa, Allah onun kalbine iman ve emniyet doldurur. Kim bid’at sahibine sert davranırsa, Allah onu büyük korku gününde selamete ulaştırır. kim ona mülayim davranır ve güzel güz gösterirse Allah’ın Muhammed’e (salat ve selam olsun) indirdiği ahkamı hafife almış olur.” Ebu nuaym, 8, 199; Kudai, 1, 318, r. 537; Deylemi, 3, 567, r. 5579

Rasûlâllah (salat ve selam olsun) bir gün, şöyle buyurdu: "Gariplere müjdeler olsun. Gariplere müjdeler olsun!" “Garipler kimlerdir, ey Allah’ın Resulu?” denildi. Rasulullah: “birçok kötü insan içinde, (sayıca) az olan salih kişilerdir. Onlara isyan edenler, itaat edenlerden daha çoktur.” buyurdu. Abdullah bin Mübarek Müsned 23. hadis

Abdullah bin Mugaffel (radiyallahu anh) dan; Kendisi yeğeninin yanında otururken yeğeni sapanla fiske taşı attı. Abdullah onu taş atmaktan menetti ve dedi ki: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sapanla fiske taşı atmayı yasakladı ve « Sapanla atılan taş ile av avlanmaz, düşman da yaralanmaz ve öldürülmez. Muhakkak o diş kırar, göz çıkarır.» buyurdu.” Abdullah’ın yeğeni tekrar taş atınca ona: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in sapanla taş atmayı yasakladığına dair hadis okuyorum, sen yine taş atmaya devam ediyorsun. Artık bundan sonra ebediyen seninle konuşmayacağım.” dedi.

-“İnsanların hadis öğrenmeye şimdikinden daha fazla muhtaç olduğu bir zaman bilmiyorum. Zira birçok bidat görüş ortaya çıkmış durumda. Hadisten nasibi olmayan bidate düşer.” Ahmed bin Hanbel

"Bir bidat ehli öldüğünde İslâm'da bir fetih vuku bulmuş gibi olur." (Hatib)

"Bidat ehlini sevmemek ve zararlarını da duyurmak lazımdır." (Kimya-yı Saadet)

hadis-i şerif: (Bidat sahibine hürmet eden, İslamiyet’i yıkmaya yardım etmiş olur.) [Taberânî]

(Nefsine söz ve davranış olarak sünneti emredebilen kimse hikmet konuşur. Nefsini söz ve davranış olarak heva ve heveslerinin esiri haline getirenin ağzından ise, ancak bidat sözler çıkar. Çünkü Allah Teala söyle buyuruyor: "Ona itaat ederseniz, doğruyu bulursunuz" Nur suresi 54)

Ebu Osman el-Hiri

“Arkadaşlığa seçilecek kimsede beş haslet bulunmalıdır; 1 Akil olmak 2 İyi ahlaklı olmak 3 Fasık olmamak 4 Bidat ehli olmamak 5 Dünyevi menfaatlere düşkün olmamak” İmam Gazali İslam'da Dostluk ve Kardeşlik Adabı s. 50

Kadı Iyaz şöyle der: "Rasûlullahı (salat ve selam olsun) sevmenin, O’na muhabbet beslemenin gereklerinden biri de; O’nun Sünnet’ine sarılmak, tebliğ etmiş olduğu dîni korumak, O’na yönelen saldırıları bertaraf etmek, O’nun uğrunda gerekiyorsa malını ve canını fedâ etmektir.”

"Sünnet'e aykırı bir şeye itikâd eden kişi, dünyanın ilmini ezberlemiş olsa da, ancak fitne başıdır" Yusuf Hemedani

"Hidayet yoluna tabi ol; o yoldan gidenlerin azlığı sana hiçbir zarar vermez. Sapıklık yollarından uzak dur. O yollardan helak olanların çokluğu seni aldatmasın" Fudayl ibn İyaz

“Ahmed b. Hanbel'in Halku'l-Kur'ân fitnesi (Mihne olayları) döneminde yaşadığı bir hâdise var. Ona kırbaç vuranlar bir taraftan diyorlar ki: ”Hani siz çoğunluktunuz, kendinize Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat diyordunuz, hani nerede bu cemâat?” İmâm Ahmed'in ona verdiği bir cevâb var, çok ibretamiz: ”Cemâat demek; tek kişi bile olsa hak tarafdârı olmak demektir. Dolayısıyla bu ”cemâat” kavramını kemiyete indirgemek doğru değil.” Ebûbekir Sifil, Ehl-i Sünnet Akáidi / Muhtasar Tahâvî Akîdesi Şerhi

“””Beyhaki, İbrahim et-Teymi'den rivayet eder; Ömer bin el-Hattab(ra.) İbn Abbas'a, "Bu ümmet, kitapları, nebileri ve kıbleleri bir olmasına rağmen nasıl oluyor da ihtilafa düşecek?" diye haber gönderip sordurur. İbn Abbas'da şöyle cevap verir; "Ey müminlerin emiri! Bizlere Kur'an indirildi ve ne hususta nazil olduğunu bilerek onu okuduk. Bizden sonra öyleleri olacak ki hangi hususta nazil olduğunu bilmeden Kur'an'ı okuyacaklar. Bu sebeple de ayetlerle ilgili her topluluğun farklı görüşü olacak. Her topluluğun farklı görüşü olunca ihtilafa düşecekler. İhtilafa düşünce de savaşacaklardır." (Hatib, Cami', 1587)

"Rasulullah'tan (salat ve selam olsun) sahih bir hadis gelince kimsenin söz hakkı yoktur."

Vekî ' şöyle der :" Kişi, hadisi doğru şekilde anlayamazsa bile onu nefsine uymaktan korursa yine de doğruyu bulur."

İbn Veheb 'ten de senediyle şöyle dediğini nakleder : Mâlik b. Enes 'in yanında hadis müzakere ediyorduk. İmam Mâlik şöyle dedi : "Sünnet , Nuh 'un (as.) gemisi gibidir. Ona binen kurtulur , bitmeyen ise boğulur." ””” Sünnetin Dindeki Yeri Celaleddin Es-Suyuti

“Sahih bir hadis bulursanız, o benim mezhebimdir. Kitabımda Resulullah’ın sünnetine aykırı bir şey görürseniz, sünnetle/sahih hadisle hükmedin ve benim dediklerimi -bir kenara- bırakın.” İmam Şafii (Nevevi, Mecmu, Daru’l-Fikr, ts.1/63)

tâbiîn neslinin büyük âlimlerinden Abdullah bin Deylemî der ki: “Bana ulaştığına göre dînin yok olup gitmesi, Sünnet’in terkiyle başlayacaktır. Halatın tel tel çözülüp nihayetinde tamamen kopması gibi, din de sünnetlerin bir bir terk edilmesiyle elden gidecektir.” (Dârimî, Mukaddime, 16/98)

Allâh’a Yakınlık, Rasûl’üne İtaat Ölçüsündedir

https://www.osmannuritopbas.com/allaha-yakinlik-rasulune-itaat-olcusundedir.html

25 Temmuz 2021 Pazar

Kadınların kabirleri ziyâret etmeleri ve cenaze namazına katılması tavsiye edilmez






"Allah Resulü (salat ve selam olsun) kabirleri ziyaret eden kadınlara, mezarları mescit edinenlere ve (orada) kandil yakanlara lanet etti." Ebu Davud, 3226; Tirmizi, 320; Nesai, cenaiz 104; ibn Mace, 1575

Kadınların ziyareti ihtilaflıdır. Hâzimi: «Bütün ulemâya göre bu hadîsdeki izin erkeklere mahsûstur.» demiştir. Ulemâdan bâzılarına göre kabir ziyareti yalnız kadınlara mekruhtur. Çünkü kadınların sabrı az, yaygarası çoktur. Ebû Dâvûd'un İbni Abbâs' dan rivayet ettiği bir hadîste Hz. İbni Abbâs Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kabirleri ziyaret edip, üzerlerine mescid yapan ve kandil yakan kadınlara lanet etti.» demiştir. Bu hadîsle istidlal eden bir cemâat: «Kabir ziyareti hakkındaki ibâha erkeklere mahsûstur; kadınlara kabir ziyareti caiz değildir.» demişlerdir. Kurtubî: «Genç kadınlara kabir ziyareti haramdır. Fakat ihtiyarlarına bu mubahtır. Erkeklerden ayrı çıkarlarsa, kabir ziyareti hepsine caiz olur.» demiştir.

“Islam âlimlerinin çoğu; kabir ziyareti önce herkese yasaktı, sonra buna müsaade edildi, ama yasak kadınlar için devam etti. "Lanet" haramlığı ifade eder. Binaenaleyh, kabir ziyareti herhalükarda kadınlar için haramdır, görüşündedirler.( bk. Hâfiz Ebûbekr el-Hâzimî, el-I`tibâr 100; Câ`beri, age 144; Ahmed el-Bennâ el- Fethurrahmanî VNI/162-163) Niçin kadınlara haramdır sorusuna da, çünkü onlar ağlar ve bağırır, çağırırlar, sabırsızlık gösterirler, diye cevap vermişlerdir. “

“kadınların kabir ziyaretlerinden doğacak zararlar; doğacak faydalardan genellikle çok fazla olabilmektedir. Öyleyse ihtiyatlı olan davranış kadınların kabir ziyaretine çıkmamalarıdır.”

Doğru olan görüşe göre kadınların kabirleri ziyâret etmeleri, zikredilen hadis gereği câiz değildir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sâbit olduğuna göre o, kabirleri ziyâret eden kadınlara lânet etmiştir.

Buna göre kadınların kabir ziyâretlerini terketmeleri gerekir. Bilmeyerek kabirleri ziyâret eden kadına herhangi bir günah yoktur, ancak bir daha bunu yapmamalıdır.Bir daha yaparsa, tevbe etmesi ve istiğfarda bulunması gerekir.Zirâ tevbe, tevbeden önceki günahları siler. Dolayısıyla kabir ziyâreti, erkeklere hastır.

Kabir ziyâreti hakkında Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:"Kabirleri ziyâret edin.Çünkü kabirleri ziyâret etmek, size âhireti hatırlatır." (İbn-i Mâce)

Kabir ziyâreti, İslâm'ın ilk yıllarında hem erkeklere, hem de kadınlara yasaklanmıştı. Çünkü müslümanlar, ölülere ibâdet etme ve ölülere bağlı kalma devrinden yeni çıkmışlardı. Bu sebeple müslümanlar, şerrin önüne set çekmek ve şirki önlemek için kabir ziyâretinden yasaklandılar. İslâm dîni onların kalplerine yerleşip İslâm'ı gereği gibi öğrendiklerinde, Allah Teâlâ onlara kabirleri ziyâret etmeyi meşrû kıldı. Çünkü kabir ziyâretinde, ölümü ve âhireti hatırlama ve ondan ibret alma, ölülere duâ etme ve onlara rahmet dileme vardır. İslâm âlimlerinin iki görüşünden en doğru olanına göre, Allah Teâlâ kabir ziyâretini sonra kadınlara yasaklamıştır. Çünkü kadınlar, erkekleri fitneye düşürebilir. Sabırlarının az oluşu ve tahammülsüz oluşları sebebiyle kendileri de fitneye düşebilirler. Kabir ziyâretini kadınlara haram kılması, Allah Teâlâ'nın onlara olan rahmet ve ihsanındandır.

Yine kabir ziyâreti, Allah Teâlâ'dan erkekler için bir lütuf ve ihsandır. Çünkü erkeklerle kadınların kabirlerin yanında bir araya gelmeleri, fitneye sebep olabilir. Allah Teâlâ'nın kadınları kabir ziyâretinden yasaklaması, Allah Teâlâ'nın bir rahmeti sayılır.

Hazret-i Peygamber, bir cenazede rastladığı hanım topluluğuna, “Sevap için geldiniz; günahla dönün!” buyurmuştu (İbni Mâce).

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zevcesi Aişe (Radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: Eğer Resûlullah, kadınların (süslenme, giyinme ve koku sürünmeden yana) ihdas ettiklerini görseydi, İsrail oğullarının kadınlarının men edildiği gibi onları mescide çıkmaktan men ederdi. (Senedde adı geçen) Yahya, Amrâ’ya; “İsrail oğullarının kadınları men edildiler mi idi?” dedim, O da “evet” cevabını verdi, demiştir.( Buhârî, ezan 163; Müslim, salât 144; Tirmizî, cum’a 35; Muvatta, kıble 15. Sünen-i Ebu Davud)

Ömer Bin Abdülaziz başka bir genelgesinde, ölüler için ağlayıp feryat etmeyi, kadınların cenazeleri takip etmesini ve tekrar yaşanmaya başlayan cahiliye adetlerini yasakladı. Kadınların tesettüre uymasını emretti. Valilerine gönderdiği mektubunda şöyle diyordu: "Emniyet görevlilerine söyle, gerek sokaklarda ve gerekse evlerde ölüler için kadınların feryat ederek ağlamalarına engel olsunlar. Allah, musibete uğrayanlara hem dünyada hem de ahirette mükafat vereceğini bildirmektedir. "Onlar ki bir musibete uğradıkları zaman biz (dünyada) Allah'ın (teslim olmuş kullarıyız) ve biz (ahirette de) ancak ona dönücüleriz diyenlerdir Işte Rabblerinden mağfiretler ve rahmet hep onların üzerindedir ve onlar doğru yola erdirilenlerin ta kendileridir" bakara suresi 156-157

İbni Münzir, İbni Mesud’un, İbni Ömer’in, Hazret-i Âişe’nin, Ebu Ümame’nin, kadınların cenaze iştiraklerini kerih gördüklerini rivayet etmiştir. Süfyan-i Sevri kadınların cenazeye iştirakini bidat addetmiştir. Ebu Hanife: “Kadınlara cenaze takibi uygun değildir” demiştir

(Ümmü Atıyye radıyallahü anhanın rivayeti şöyle: (Biz kadınlar, Resulullah tarafından cenazeyi takip etmekten nehyolunduk. Cenazeye ittibâ’, bizim üzerimize farz kılınmadı.) Bu hadisi, Buhari hayz bahsinde zikretmiştir.

Taberani’nin rivayetine göre, Ümmü Atıyye anlatır: "Resulullah Medine’ye hicret ettiğinde Medine kadınlarını bir evde topladı. Sonra Hz. Ömer’i bize gönderdi. Hz. Ömer, 'Ben Resulullahın size gönderdiği bir elçisiyim. Kadınların cenazeye çıkmasını nehyetti.' dedi."

Ümmi Atiye (Allah ondan razı olsun): "Biz (kadınlar) Resûlullah (salat ve selam olsun) tarafından cenazeyi takip etmekten nehyolunduk (yasaklandık.) Cenaze ittiba (takip etme) bizim üzerimize farz kılınmadı." Taberanî, Sahih-i Müslim, Cild 3, Hadîs No: 34 (938)

Ebu Ya’lâ’nın bildirdiği hadis-i şerifte, Hz. Enes demiştir ki: "Resulullah ile bir cenazeye gitmiştik. Resulullah (orada) gördüğü kadınlara sordu: - Cenazeyi omuzlar mısınız? - Hayır, omuzlamayız. - Ya ölüyü defneder misiniz? - Hayır. - Öyle ise hiçbir sevaba nail olmayarak evinize dönünüz, buyurdu."

İbnu Abbas (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: Bir erkek, yanında mahremi bulunmayan (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın!” Bunun üzerine bir adam kalkarak: “Ey Allah’ın Resülü, kadınım hacc için yola çıktı, ben ise falan falan gazvelere yazıldım!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Öyleyse git hanımına yetiş, onunla hacc yap!” diye emretti.” Buhâri, Cezâu’s-Sayd 26, Cihâd 140

“Âilesinden başkaları (mahremi olmayanlar) arasında süslenip salınarak yürüyen kadının misali, kıyamet günü karanlığın misalidir. Onun için nûr ve aydınlık yoktur” buyurmuştur. (Tirmizî, Radâ‘, 13/1167)

Hz. Ali şöyle buyurmaktadır: “Kalın olan (vücudu göstermeyen) elbiseler giyin; zira elbisesi ince olanın dini de ince (gevşek) olur.”Bihar-ül Envar, C.79, S. 298

İmam Nevevi, "Kadın için ihtiyar da olsa evinden daha hayırlı bir yeri yoktur." derken, Abdullah bin Mes'ud (r.a) "Kadın avrettir. Onun Allah'a en yakın olduğu zaman, evinde bulunduğu zamandır." diyerek kadının mescidinin evi olduğuna işaret ederler.

Bir hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) kadının en faziletli namazının hangisi olduğunu şu şekilde ifade buyururlar: "Kadının evinin içinde kıldığı namaz, evinin avlusunda kıldığı namazdan daha efdaldir (daha faziletli, daha makbuldur.) Evinin avlusunda kıldığı namaz [mahalle] mescidinde kıldığı namazdan daha efdaldir. Evleri onlar için daha hayırlıdır." Mecmaü'l-Enhür, 1: 109.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Kadınların, kızların, başı, saçı, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkmaları haram olduğu gibi, ince, süslü, dar, hoş kokulu elbise ile çıkmaları da haramdır. Böyle çıkmalarına izin veren, razı olan ana babası, kocası veya kardeşi de, onun günahına ve azabına ortak olurlar. (Kimya-yı saadet)

“Genç kadın, yabancı erkeğe selam veremez ve aksıran erkeğe bir şey söylemez ve kendine söylenince de cevap vermez.” (Hamevi Eşbah şerhi)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor: “Kokulandıktan sonra kokusunu hissettirmek için mescide çıkan kadının cünüplükten guslettiği gibi yıkanıncaya kadar namazı kabul olmaz.” Ahmed Müsned 2/444, Albânî Sahihu’l-Cami 2703

(Bir kadın güzel kokularla, namaz kılmak için mescide gelse, cünüplükten gusleder gibi, gusletmedikçe namazı kabul olmaz) [Nesâî]

"Kadınların şerlisi kendini beğenip kibirlenen ve (açılıp saçılarak) teberrüc yapanlardır. Onlar münafıktırlar. Bu yüzden kadınlardan cennete girecek olanlar ayağı sekili karga gibi azdır.” Sahih Beyhaki (7/82)

“Kadın imam olamaz. Şeriat kadına hayatın her faaliyet kapısını açık bırakmış, yalnız iki kapıyı kilitlemiştir: İmamlık ve kaza makamı… Mescit de kadına göre değil... Müsaadesi var ama ona ve cinsiyetine yakışan evi…” Necip Fazıl İman ve İslâm Atlası

“Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Ne de, kim olursa olsun, kadın. Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam!” Necip Fazıl

https://sorularlaislamiyet.com/kadinlarin-cenazeyle-kabre-gitmeleri-caiz-midir

Kadınların en hayırlı mescidleri evlerinin en tenha köşesidir

https://bunlaridusun.blogspot.com/2018/04/kadnlarn-en-hayrl-mescidleri-evlerinin.html